Dört kadın milletvekili TBMM Genel Kurulu’na başörtülü bir şekilde girdi. Hükümet çevresi günler öncesinden TBMM İçtüzüğü’nde başörtüyle ilgili herhangi bir yasaklama olmadığını dile getirdi, konuşuldu, yazıldı. Sanki kâfir bir memlekete sefere çıkılacakmış havası yaratıldı. Bu havaya tav olmaya hazır medya, TBMM kapısı önünde tetikte bekledi. Hac farizasını yerine getirdikten sonra başörtülü bir şekilde görevlerini ifa etmeye karar veren milletvekilleri TC’nin mabedine normal kapıdan girmediler. Farklı kapılardan girdiler. Güzide Türk medyası da kedinin ciğere bakıp ulaşamaması gibi bakakaldı.

Laiklik elden gitti. Güzide Türk medyası laiklik elden giderken bize bir malzeme çıkar umuduyla ağızlarını ayırdılar ama maalesef ağızlarına herhangi bir sakız düşmedi. Laiklik, mabedin kapısından çıkarken medya mensuplarına daha burada mısınız ulan tarzında yamuk yamuk baktı ve çıktı gitti. Laikliğin yamuk bakması şundandı; laiklik geçen yüzyıldan kaldığı için bu yüzyıldaki insanların hâlâ geçen yüzyıldaki kafaya sahip olduğunu görmesi onun bile zoruna gitmişti. Bir miktar laiklere acıdı bir miktar da Müslümanlara.

İşleyecek günah kalmadıktan sonra hacca gidip başörtüsü takmak bu yüzyılın modalarındandır. Yaş kırka kadar her haltı yedikten sonra hızlı İslamcı kesilmek de bu yüzyılın modalarından. Solcu yazarların söylediklerini ayet gibi görüp onların kitabını basmak için ağzını ayıran İslamcı yayınevleri de bu yüzyılda moda oldu. Aynı şekilde soldan İslamcılığa terfi eden yazarlara Müslümanların tanrı muamelesi yapması da. Bunları özellikle söylüyorum; kitap okumak ve yazmak bir zihin inşası ve aynasıdır; Müslümanların zihninin ne kadar sağlam olduğu bu modalardan belli. İşleyecek günah kalmadı mı gibi bir soru gelmesin aklınıza; daha çok işleyecek günah var; özel hastanelerin muayene ücretleri o kadar artırıldı ki yoksul halkımız özel hastanelere gitmesin diye özel hastanelerin kapısına yoksullar giremez tabelası asılmadığı kaldı; o da yakında asılacak. Elektrik, su ve doğalgaz faturalarına her ay zam yapılıyor; yakında her gün zam yapılacak. Milletvekilleri hacca gitti ya bu faturaları ödeyen vatandaşlardan hükümetin elde ettiği kul haklarının bir kısmını sildirdiklerini düşünmüş olacaklar ki başörtüsü farizasını da yerine getirdiler.

Laiklik elden gitti. Allah’a güvenmeyen kulların TC’nin korumasına güvenip TBMM’ye normal kapıdan girmemeleri Müslümanların toplumsal ibadetleri ne kadar özümsediğini de gösteriyor. Aynı şekilde Türkiye’deki Müslümanların siyasi gücünün ne kadar büyük olduğunun da göstergesi. TBMM’ye başörtüsüyle girmeyi kâfir bir memlekete sefere çıkmak olarak gören ve öyle önemseyen ve önemsenmesini isteyen Müslümanlara ben gülmesem de melekler gülüyordur. Çünkü İslam’a göre Müslüman kadın zaten her yerde başörtülü olmalıdır. Bu sıradan bir şeydir. Laik bir devlette herhangi bir yasal dayanağı olmayan böyle bir şovun geleceğe kalmayacağını laiklik de bildiği için Müslümanlara acımıştır. Kaldı ki Müslüman bir toplumda bir Müslüman’ın sıradan davranışı olan başörtüsü takmanın abartılacak herhangi bir tarafı yoktur. Ama abartıldıkça abartılıyor.

Türkiye’de Müslümanların kurduğu partilerin yegâne amacı yönetimi ele geçirmektir. Daha ötesi yok. Bunun anlam ve içeriği de koltuk davasıdır. Daha özele inersek, insan nefsinin heva ve heveslerinin tatminidir. Devlet nasıl olsa bizim, yönetimi ele geçirelim yeter sakat anlayışı ancak şov yapmaya yetiyor, ciddi işlere yetmiyor, yetmez de. Beyler hanımlar; devlet bizim değil, yönetimi ele geçirmek ve şov yapmakla Müslüman bir toplum ve devlet meydana getirilemez. Sadece laiklik elden gider, o kadar. Rejim değişikliği olmadığı müddetçe de bir gün laiklik çıkagelir. Üstelik mayolu bir şekilde gelir. Eğer laiklik mayolu bir şekilde TBMM’ye girsin iddia ediyorum TBMM televizyonu en çok izlenen televizyon olacaktır. Çünkü yozlaşmış bir toplumun sakat cinsel dürtüleri her an açığa çıkmaya hazır vaziyettedir. Ben öyle insanlar tanıdım ki şu hayatta, umre ve hacca gidip geldikten sonra ortamını bulduğu anda şehevi arzularının direktifleri doğrultusunda hareket ediyor. Faizden ve sahtekârlıktan çekinmiyor. Kul hakkı yiyor. Bu tür insanları sadece ben değil siz de tanımışsınızdır, belki de şuan bu yazıyı okuyanlardan biri de faiz ve kul hakkı yemekten çekinmeyen insanlardandır.

İslam toplumunda zengin ve fakir olmaz. Oysa Türkiye Müslümanlarının üçte biri zengin üçte ikisi fakirdir. Yani zenginle fakir arasında uçurum vardır. İslam bu uçurumu yasaklıyor; malın olmasın demiyor olan malını olmayanla bölüş diyor, dolayısıyla ne zengin kalır ne de fakir, ama günümüz Müslümanlarında bu yok. İslam toplumunda bireyler verdiği sözde durur. Ama bugün Türkiye’de verdiği sözü birebir yerine getiren kaç tane Müslüman vardır Daha doğrusu hiç var mıdır

Beyler hanımlar; Müslümanlar TC rejimini baştan sona değiştirmedikten sonra yönetimde kaç yıl kalırlarsa kalsınlar herhangi bir şey değişmeyecektir. Müslümanların gerçekten Müslüman olması gerek. Önce toplum Müslüman olacak. Sonra da devlet düzeni, kâfir düzeninden İslam düzenine geçirilecektir. Bunun için önce zihin Müslüman olacak. Sonra muameleler. Yani her ikisi de aynı anda Müslüman olacak. Yatak odasından uluslararası ilişkilere kadar, hayatın her ayrıntısında İslam’a göre yaşamayan bireyler devrim yapamazlar. Surda bir gedik açılabilir ama o sur kafalarda yükselmeye devam eder.