Bismillahirrahmanirrahim;
SEÇİM haftasına girdik. Cumhurbaşkanı adaylarını hepimiz takip ediyoruz. Bunlardan; bilgisi, temsil gücü, kuşatıcılığı ve olgunluğuyla cumhurbaşkanlığına “lâyık” olan hangisi dersiniz? Çoğu rakipleriyle “kavgaya hazır” durumda! Hele, kendilerine oy vermeyene “hain”(!) yaftasını vuranlar! O kadar ki, Meclis eski Başkanı Cemil Çiçek, “İhanet lâfı işporta malı gibi kullanılmamalı” açıklamasını yapmak zorunda kaldı.
AKP’nin “manifesto”(!) diye açıkladığı vaatleri tam bir komedi. Adalet ve özgürlük vaat ediyorlar. Demek ki, 16 senedir yokmuş da, yeni uyanıyorlar. İktidardaki bir partinin “manifesto”su olmaz; “icraat”ı olur. İcraatları ortada. Türkiye’nin imkânlarını yalnız beton, asfalt, stadyum, yüzme havuzu, spor kompleksi gibi yatırımlara yönlendirdiler. 16 yılda 1 tek fabrika açmadılar; var olanları da sattılar. Üretim teşvik edilmiyorsa, ekonominin krize girmesinden daha tabii ne olabilir? Önce üretime yönelik yatırımlar yapılmalıydı; sonra da hizmet yatırımları.
Hükümet istişare etmiyor; kendi kurgusu olan programlar yürütüyor. Haksızlıklar diz boyu. Adalete güven kalmadı. İsabetli çözümler sunan Saadet Partisi ve Karamollaoğlu’nun söylediklerini gözlerden kaçırmaya, karalamaya çalışıyorlar. Gerçeklerin yaygınlaşmasının kendi sonlarını getireceğinin farkındalar.
Seçimleri Muharrem İnce üzerinden götürmeye çalışıyorlar. Onu dişlerine göre görüyorlar. İkinci tura kalırsa kolay alt edebileceklerini düşünüyorlar. Hükümete yakın yayın yapan programcılar İnce’ye davette bulundular: “Gelin, kaç saat istiyorsanız konuşun; size ambargo yok.”
Bu davet niçin Karamollaoğlu’na yapılmıyor, dersiniz? Onun “isabetli” çözümleri karşısında tuz buz olmaktan mı korkuyorlar?
LÂF KARIN DOYURMUYOR
HÜKÜMET göz boyayan bazı hizmetler üzerinden “lâf”la işi götürmeye çalıştı. Türkiye tıkandı. Ekonomi kriz noktasında! Çiftçi ve esnaf bitik! İşsizlik 5 milyona dayandı. Eğitim felç. Buğday, saman, mercimek, et, sarımsak gibi ürünleri bile ithal eder olduk. Problem çözemez duruma gelen zihniyet metal yorgunu.
AKP’liler her yere saldırıyorlar. Birbirlerine bile hain, münafık, FETÖ’cü, çeteci, kumar ve fuhuş zaafı olan kişi ithamları yapıyorlar. Bunu Abdurrahman Dilipak gibi yandaş yazarlar bile anlatıyor. İç problemleri had safhada. Bunlar, Türkiye’nin problemlerinin altından kalkamaz. O kadar yorgun düştüler ki!
Şimdi yalanlarla, karalamalarla sonuç almaya çalışıyorlar. “İttifak” düzenlemesi bu amaçla yapıldı. Kurdukları tuzağa düşecekler. Cumhur İttifakı’ndaki partiler arasındaki uyuşmazlık ve endişe artarak sürüyor. MHP Ordu 1. sıra milletvekili adayı Cemal Enginyurt AKP’li milletvekillerine meydan okudu: “Tayyip Erdoğan olmasa köyüne muhtar olamazlar.” Bu kadrolar mı Meclis’te uyum(!) içinde çalışacak?
HDP’nin seçim kararı öncesi yüzde 4-5 civarında oyu vardı. Demirtaş için İç İşleri Bakanlığı “Cumhurbaşkanı olabilir” kararı verdi; YSK onayladı; Hazine 90,2 milyon yardım yaptı; TRT cezaevine tanıtma amaçlı çekim yapmak için personel gönderdi. Demirtaş suçluysa yaptığınız ne? Suçsuzsa niçin içeride? Halkın karşısına çıksa boyunun ölçüsünü alacaktı. AKP, “mağduriyet psikolojisi” oluşturarak, HDP’yi barajı aşacak noktaya getirdi.
BU BÖYLE GİTMEZ
İLKELİ ve tavizsiz duruşuyla, AKP’nin çığırtkanlığını bertaraf edebilecek tek lider Temel Karamollaoğlu. Diğerleri 2. turda Erdoğan’ın karşısında tutunamazlar. Erdoğan politikada profesyonelleşti. Karşısında Bilge Başkan gibi “birleştirici güç” lâzım! Değişim gerçekleşsin isteniyorsa; halk bunu sağlayacak olan Karamollaoğlu’na tam destek vermeli. Sonradan ah vah etmek faydasız!
Bilge Başkan devamlı çözüme kilitleniyor. Teşhisleri isabetli: “Muhalif sesler susturulmuş, devletin omurgasını oluşturan kurumlar yıpratılmıştır. Ekonomi darboğaza girmiş, tarım ve hayvancılık bitmiştir. İsraf ve yolsuzluk had safhadadır. İşsizlik artmış; borçlar ödenemez duruma gelmiştir. Adalet iflas etmiş, mağdurlar ordusu oluşmuştur. Eğitim yapboz tahtasına dönmüş; aile yapısı bozulmuştur.”
Saadet Partisi, “Bu böyle girmez” diyerek “yanlışları”, “doğrusuyla” değiştirmekten yana:
Adaletsizliği adaletle;
Yandaşlığı liyakatle;
Tüketen ekonomiyi, üreten ekonomiyle;
Umutsuzluğu umutla!..
“Erken seçim ihanettir” diyen hükümet; daha seçime 1,5 sene varken “baskın seçim” kararı aldı. Ekonomi kriz noktasına gelmiş, gerçekler saklanamaz olmuştu. İthalat ve ihracat arasındaki açığın kapatılamayışı dövizin ateşini yükselttiğini görmeyen kalmadı. Metal yorgunlarının problemleri çözmesi imkânsızdı.
Şimdi düşünelim: “İşler iyi gidiyorsa niçin erken seçime gittiler; kötü gidiyorsa niçin aynısını seçelim.”
Millet, şunlar giderse bunlar gelir, kurnazlığından bıktı. “Çakma”lar gidecek; yerine işin sahibi Milli Görüşçüler gelecektir. Korkunun ecele faydası yok.
Saadet Partisi “#değiştir” demekte haksız mı?