İnsan bilmediğinin düşmanıdır.

Bu sözü ne zaman hatırlasam, aklıma hep Kur an-ı Kerim ve Peygamberimiz gelir. Ne alâkası var derseniz, yakın çevremdeki, uzak çevremdeki, daha uzaktaki insanlara bakıyorum, büyük çoğunluk Kur an ın Allah kelâmı olduğunu söylüyor, "Saygıda kusur etmem" diyor fakat onun emirlerine ve yasaklarına uyulması söz konusu olunca, hemen konjonktürel havayı solumaya başlıyorlar.

Kur an ne diyor, ne istiyor, nelerden söz ediyor bunlar hiç sorgulanmıyor. Sadece üzüntü, sıkıntı, ölüm kalım, hastalık gibi durumlar söz konusu olunca Kur an okumak ve okutmak akla geliyor, böyle hallerde bir hocaefendi davet ediliyor, formel birtakım işlemler yerini getirilip, ardından da dua edildi mi "çağdaş müslüman oluş"un gerekleri yerine getirilmiş oluyor. Kur an ın hayatımıza karışması bu kadar...

Kur an ı bizzat yaşayıp ete kemiğe büründüren Hz. Peygamber, "Onlar benim kim olduğumu bilmiyor!" buyuruyor.

Kur an ın yaşanılan hayatla ilgili söyledikleri bir kenara bırakılıyor. Bu şekilde Kur an ın terkedilmesi, Allah ile iletişimsizliğin bir başka yönü oluşturuyor. "Evet, o bizim kutsal kitabımızdır", ama Nedir bu ama dendiğinde de, bugün farklı bir noktada bulunulduğu ifade ediliyor. Ne ise bu farklı nokta, farklı konum Kur an ın bu şekilde bir tarafa itilmesi, onun tebliğcisi olan peygamberin de örnekliğinin bir tarafa itilmesi anlamına gelir. Böyle bir durumun ne kadar "müslümanca" bir tavır olduğunu varın siz hesap edin.

İman konusunda dil ve gönül birlikteliği sağlanamıyorsa, yaşanılanlar ile söylenilenler arasındaki uçurum ne kadar insanîdir, ne kadar İslâmî dir Günümüzde Kur an ı öğrenme konusunda geçmişe oranla gerilere düştük. Okuyup anladığını söyleyenlerimiz de kendilerini hayatın akışına kaptırmış durumda... Bugünkü haliyle Kur an ı öğrenme ve anlama biçimimizi değiştirmek zorundayız. Kur an ı anlamanın merkezinde Hz. Peygamber yer almalıdır. Peygamber aleyhisselâmın hayatında aradığımız her örnekliği bulmak mümkündür, yeter ki iyi niyet içinde olunsun.

Kur an ın bir âyeti, peygamberin bir buyruğu insanı kurtarmaya yeter. Ne buyuruyor kutlu peygamber: "Müslüman elinden ve dilinden herkesin emin olduğu kimsedir." Alın size bir insanı hem dünyada hem de âhirette ebedî olarak kurtaracak kutlu bir söz Bu hadis bağlamında kendimizi müslüman olarak sorgulayalım.

Yakın ve uzak çevremizi düşünerek, elimizden ve dilimizden emin olma konusunda iyi bir sınav verdiğimizi söyleyebilir miyiz Eşyayı, hayvanatı, nebatatı geçiyorum, insanat konusunda kendimizi sorgulayalım. Çevremize baktığımızda "Müminler kardeştir" Kur an buyruğu gönül ve zihin dünyamızda ne kadar işlevsellik kazanmış durumdadır

Söz gelimi Allah ın en sevmediği, Hz. Peygamber in şakasının dahi yapılmasını istemediği boşanma konusunda müslümanların, müslüman gençlerin iyi bir sınav verdiğini söyleyebilir miyiz Bir ay, iki ay, bilemediniz altı ay içinde kendilerini mahkeme kapılarında buluyorlar. Gerekçesi de ilginç: Bu evlilikte aradığımı bulamadım. Ne arıyordun ki

Müslümanlar birbirini yiyorlar, birbirlerini itip kakıyorlar. Birbirlerine müsamaha ile bakamıyorlar. Birbirlerini affedemiyorlar; ama başkalarını affedebiliyorlar, başkalarına karşı daha müsamahakâr bir tavır içinde olabiliyorlar. Bu yüzden de basitlikler içinde debelenip duruyorlar.

Müslümanın, elinden ve dilinden müslüman emin değil ki başkaları emin olsun. Hani Abdülhakim Arvâsî hazretlerine sormuşlar: "Ey ulu kişi! İslâm ümmetine dua edin de kurtulsun!" Verdiği cevap müthiş: "Siz bana Muhammed ümmetini gösterin ki, ben onların kurtulmuş olduğunu hemen söyleyeyim." Ne yazık ki durum bu!

Su, kaynağından içilir. Başkalarının ağzından su içilmez. Öyleyse suyu kaynağından içmez lâzım. Kur an ı kaynağından öğrenmek, Hz. Peygamber ı kendi sözlerinden tanımak lâzım. Onun hayatını bize hep savaş şeklinde öğrettiler. Oysa mecbur kalıp yapmak zorunda olduğu savaşların sayısı bir elin parmaklarını geçmediği gibi, gün olarak toplasanız üç beş günü aşmaz.

Hz. Peygamber in hayatının öğrenilmesi gerektiğinde, her seferinde önümüze peygamber aktivitesi olarak savaşlar çıkartıldı; çünkü diğer hususlar uğraşıp didinmeyi, araştırıp incelemeyi, zihin yorup anlamayı, muhâkeme edip alâka kurmayı, aklı kullanıp yorum getirmeyi zorunlu kılıyordu. Oysa bunlar zor şeylerdi, hemen gerekçe de hazırdır: Hz. Peygamber "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız!" buyuruyor!

Elbette umutsuzluk yok, çünkü umutsuzluk imansızlıktır. Fakat yepyeni bir dirilişe, yeniden dirilişe ihtiyaç var. Bir müminin kalbinde Allah a iman varsa, Hz. Peygamber örnek ve önderse, mümine düşen, o uğurda ve onun yolunda yürümektir. Hz. Peygamber i bu zamana kadar öğrendiğimiz bilgilerin dışına çıkarak, hatta hiçbir şey bilmiyor da ilk defa öğreniyormuş gibi bir heyecan ve istek içinde olmak lâzımdır.

Heyecansız, isteksiz, birtakım formel görevleri yerine getiriyormuş edasıyla yaşanılan ibadetten, işten, hayattan haz alınır mı

Hayatın bir sınav olduğu şuuru içinde olup, iyi bir sınav verebilmek için "müslüman gibi olmak" değil, "önce müslüman olmak ve müslüman olarak yaşamak" gerekir. Birçok müslüman hayatın birtakım nimetleri karşısında kaldığında iradeli olamıyor, dolayısıyla da sınavda başarı sağlayamıyor. Yusuf aleyhisselâmı gözlerimizin önüne getirelim: "Rabbim! Bu kadınların istediğini yapmaktansa zindanı tercih ederim" (Yusuf 12/33) diyerek, Allah ın buyruğunu her şeyin üzerinde tuttuğu için sınavı kazandığını hatırlayalım.

Dünyanın rahat bir yer olmadığı iman ve düşüncesi, müslümanı Hz. Peygamber in yoluna götürecektir. İnsanın imanı, dünyada ve âhiretteki en büyük sermayesidir. Onu birtakım geçici menfaatler için feda etmek, şeytanın iğvasına kapılmaktır.

İnsanlar Câhiliye dönemini özlüyor sanki. Peygamberin insanın hayatından çıkması ne demektir. Peygamber olmasaydı açık ve gizli puta tapıcılıktan insanları kim kurtaracaktı Farkında olarak veya olmayarak peygamber gerçeğinin inkârı, insanı en süflî hallere düşürür, hatta düşürmüyor mu Bunları görememek için, insanın basiretinin bağlanması gerekir. Elbette basireti bağlanmış bir sürü insan var.

Peygamber bal taşıyan arıdır. "İnsan olan"ın, "insan olabilen"in bala bîgane kalması düşünülemez. Birtakım gözü dönmüş, dünya hırsı bedenini, ruhunu sarmış insanlar peygamberlere dil uzatıyorlar. Oysa baldan anlayan biri, hakiki bal ile sahte balı birbirinden ayırır.

İnsan günlük işlere çabuk dalıveriyor. Onların cazibesi, telâşesi çabuk kuşatıyor onu ve birçok güzelliği unutturuyor. Peygamberler geliyor ve insanları uyarıyorlar. İnsanlar onların aydınlattığı yolda yürüyorlar bir müddet. Allah ı görür gibi oluyorlar. Çünkü peygamber, imanı toplum yaşayışında somut bir hale getiriyor. Peygamberi rehber edinenler de, onun gösterdiği çizgide oldukları; peygamberi iyi anlayıp, o imanı diri tuttukları sürece aleladeliklerin ötesine geçebiliyorlar.

Hz. Peygamber insanları güneş gibi parlak bir inanışa davet etmiştir. Kutlu peygamber, "Onlar benim kim olduğumu bilmiyor! Bağışla onları Rabbim" diye dua ediyor. Bağışlanmak ve dirilmek için dua!

Allah ın yolu ebedî bir şekilde tesbit edilmiştir.

Gözü ve gönlü açık olana ne mutlu!