Kâinatı, muhteşem bir saray şeklinde yaratmış olan Rabbimiz, bu sarayın sâkinlerine ayrı ayrı kabiliyetler vermiştir. Bir yazımızda Allah-u Teâlâ’nın hayvan tâifesine “konuşma kabiliyeti” verdiğini belirtmiş ve karıncalarla Hüdhüd kuşunun mâceralarını nakletmiştik.

Kur’an-ı Azimüşşân, Hz. Davud Aleyhisselam zikrettiğinde dağların ve hayvanların da bu zikre kendi lisanlarıyla iştirak ettiklerini haber vermektedir. Enbiya Sûresi’nin 79. Âyet-i Kerimesi'ne meâlen bakalım: “Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman’a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik. Tespih eden dağları ve kuşları da Davud’a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yaparız.”

Hayvanların dile gelmesine, konuşmasına dair birçok hadis-i şerif var. Bunlardan bir tanesine Bediüzzaman’ın eseri olan Mektubat’ta yer alan “Mu’cizat-ı Ahmediye” bölümünden bakalım:

“Beş altı tarîkle mânevî bir tevâtür hükmünü almış kurt hâdisesidir ki; bu kıssa-ı acibe, çok tariklerle meşhur sahâbelerden nakledilmiş. Ezcümle:

“Ebû Saidi’l-Hudrî ve Seleme bin Ekvâ ve İbni Ebû Veheb ve Ebû Hüreyre ve bir vak’a sahibi çoban (Uhban) gibi müteaddit tariklerle haber veriyorlar ki: ‘Bir kurt, keçilerden birini tutmuş; çoban, kurdun elinden kurtarmış. Zi’b (kurt) demiş: ‘Allah’tan korkmadın, benim rızkımı elimden aldın.’ Çoban demiş: ‘Acâip! Zi’b konuşur mu?’ Zi’b ona demiş: ‘Acîb senin halindedir ki, bu yerin arka tarafında bir zat var ki; sizi cennete dâvet ediyor, peygamberdir; onu tanımıyorsunuz!’

“Bütün tarikler kurdun konuşmasında müttefik olmakla beraber, kuvvetli bir tarik olan Ebû Hüreyre, ihbârında diyor ki: ‘Çoban kurda demiş: ‘Ben gideceğim, fakat kim benim keçilerime bakacak?’ Zi’b demiş: ‘Ben bakacağım’ Çoban ise, çobanlığı kurda devredip gelmiş, Resûl-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselâm'ı görmüş, îman etmiş, dönüp gitmiş. Zi’bi, çoban bulmuş; zâyiat yok. Bir keçi ona kesmiş; çünkü, ona üstadlık etmiş.” (Beyhakî, 6:39; Kenzü’l-Ummâl, 12:41; Müsned, 3:83,88; Tirmizî, 4: 476; Mektubat, s. 153 -On Beşinci İşaret İkinci Hâdise-)

Kurdun konuşmasıyla ilgili bir diğer hâdise de şudur:

“Bir tarikte, rüesâ-i Kureyş’ten (Kureyş’in ileri gelenlerinden) Ebû Süfyan ile Safvan, bir kurdu gördüler; bir ceylanı tâkip edip, Harem-i Şerif'e girdi. Kurt dönmüş. Sonra taaccüp etmişler. Kurt konuşmuş, risâlet-i Ahmediyeyi haber vermiş. Ebû Süfyan, Safvan’a demiş ki: ‘Bu kıssayı kimseye söylemeyelim; korkarım, Mekke boşalıp onlara iltihak edecekler.” ( Şifâ, 1: 331; Fethü’r-Rabbânî, 2: 240; Mektubat, s. 153)

Bilindiği üzere Ebû Süfyan, Mekke’nin fethi sırasında Müslüman olmuştur. Kurdun konuşmasına şâhit olduğunda henüz Müslüman olmamıştı.

Hayvanların şâhitliği gibi, taşlar, ağaçlar da Peygamber Efendimizin (A.S.M.) Peygamberliğine şâhitlik etmekteydi. Şu hadis-i şeriflere bakalım:

“Hazret-i Câbir, tarîkında der ki: ‘Resûl-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselam, taş ve ağaca rast geldiği vakit, ona secde ediyordular. Yani inkıyâd edip, ‘Esselamü aleyke ya Resûlullah’ diyordular.” (Mektubat, s. 133)

“Allâme- Mağrib Kadı Iyaz, Şifa-i Şerif’te ulvî bir senedle, doğru ve sağlam bir an’ane ile, Hazret-i Abdullah bin Ömer’den haber veriyor ki: ‘Bir seferde Resûl-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselâm'ın yanına bir bedevi geldi. Ferman etti: ‘Nereye gidiyorsun?’ Bedevi dedi: ‘Ehlime.’ Ferman etti: ‘Ondan daha iyi bir hayır istemiyor musun?’ Bedevi dedi: ‘Nedir?’ Ferman etti:

“Allah’tan başka hiçbir ilâh bulunmadığına, O'nun bir olduğuna, ortağı olmadığına, Muhammed’in de  O'nun kulu ve elçisi olduğuna şâhitlik etmendir.’ Bedevi dedi: ‘Bu şehâdete şâhid nedir?’ Ferman etti: ‘ Vâdi kenarındaki ağaç şâhid olacak.’ İbn-i Ömer der ki: ‘O ağaç yerinden sallanarak çıktı, yeri şakk etti (yardı), geldi tâ Resûl-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselâm'ın yanına. Üç defa Resûl-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselâm, o ağacı istişhâd etti. Ağaç da, sıdkına şehâdet etti. Emretti; yine yerine gidip yerleşti.” (Şifa, 1: 298; Beyhakî, Delâlü’n-Nübüvve, 6: 14, 15; Mektubat, s. 126)

Hayvanlara, taşlara, dağlara, ağaçlara konuşma kabiliyeti veren, Kâinatın Efendisi’ni (A.S.M.) tasdik ettiren Rabbimize hadsiz hamd olsun. Bize İslâm ni’metini ihsan buyurmuş. Ne mutlu bizlere…