Sahabe hayatından yansımalar yolumuzu aydınlatıyor. İslam’ın zuhuru ve Hazreti Peygamberin (S.A.V.) bi’setiyle birlikte Müslümanlar bugünküne benzer bir süreçle karşılaştılar. Ya da günümüz Müslümanları Hazreti Peygamber döneminde sahabelerin yaşadığı sürece benzer süreçlerle karşılaşıyorlar. Medine kuşatmasına benzer küresel bir Ahzap kuşatmasıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Uçağını alan Ortadoğu’yu bombalamaya koşuyor. Ortadoğu’yu silahlarının, uçaklarının ve füzelerinin deneme tahtası yaptılar. Müslümanlar ise zilletin en katmerlisini yaşıyorlar. Zillet, kıllet ve illet diye bir tekerleme var. Müslümanlar azınlık olmadıkları halde hakka yapışanların azlığı ve organize olmamaları nedeniyle azınlık durumuna düştüler. Amerikalı eski papaz olan sonradan da İslamiyeti seçen Yunus Estes’in ifade ettiği gibi, dünyanın çeyreği Müslüman lakin bu hal, Müslümanları küçüklü büyüklü herkesin hedefi durumuna düşmekten alıkoymuyor. IŞİD bahane edilerek İslam dünyasının çevresini sarıyorlar. Dünyada IŞİD zulmünden başka zulüm yok mu Terör bahanesiyle İslam dünyasını çevrelemek istiyorlar. Buna ister Ahzap kuşatması, küresel Medine kuşatması deyin isterse Kureyş refleksi deyin; bugün ne kadar da düne benziyor. Kureyş geçmişte de Hazreti Peygamber ve sahabelerini tedhiş ile suçlamıştı.
Peygamberimiz yeğeni Abdullah Bin Cahş ile birlikte iki arkadaşını Kureyş’i gözetleme görevi veriyor. Taif ile Mekke arasında Nahle denilen bir mevkide gözetleme görevinin dışına çıkıyorlar. Dört kişilik bir Kureyş kafilesiyle karşılaşıyorlar. Aralarında meşveret ettikten sonra akın yapmaya karar veriyorlar. Zaman Haram ayların son günüdür. Bunu ihlalden çekinmekle birlikte göz pekliğiyle böyle bir karara varıyorlar. Sonuçta akına karar verir ve icra ederler. Çatışmada Kureyş kafilesinden Amr ibni Hadremi İslam tarihinde kanı dökülen ilk müşrik olarak tarihe geçer. Kafileden biri kaçar ve ikisi esir edilir. Haber Mekke’ye, esirler de Abdullah İbni Cahş ve arkadaşlarıyla birlikte Medine’ye ulaşır. Peygamberimiz gözetleme misyonundan akın pozisyonuna geçen ekibi paylar. Yaptıklarını onaylamaz. Herkes onlarla selam ve sabahı keser. Ta ki haklarında onaylayıcı bir ayet inene kadar.
*
Mekke sokakları bu haberle çalkalanmaktadır. Mekke müşrikleri veya Kureyş ileri gelenleri bu olayı sonuna kadar istismar etmektedirler. Mantıklarına göre: Müslümanlar Haram ayın hürmetini ihlal etmişler, buna ilaveten hem bir masum adamı öldürmüşler, ikisini de esir almışlar hem de yağmacılıkta bulunmuşlardır. Bugünün ifadesiyle terör eylemi gerçekleştirmişlerdir. Bu olay üzerinden Müslümanları sıkıştırmak ve aleyhlerinde geniş bir kampanya ve cephe teşkil etmeyi planlamaktadırlar. Bu akın Müslümanları ve Peygamber Efendimizi zor ve savunması güç bir mevkide bırakmıştır. Kureyş tarafı manevi saldırı ve imaj zedelemek için meseleyi bahane olarak kullanmaktadır. Haklarında teyit eden ayeti inince konuşmayanlar ve onlara dargın duranlar Abdullah ibni Cahş ve arkadaşlarıyla kucaklaşmaya, onlara sarılmaya ve tebrik etmeye başlamışlardır. Böylece bu vaka atlatılmıştır. Haklarında inen ayet çok anlamlıdır: Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah’ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır. Fitne (Zulüm ve baskı) ise adam öldürmekten daha büyüktür. Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır (Bakara 217)…”
SSCB’nin çökmesi ve 11 Eylül süreciyle birlikte Müslümanlar böyle bir küresel kuşatma veya Kureyş hamlesiyle karşı karşıya bulunuyorlar. Kureyş’in planları ve refleksleri küreselleşmiş bulunuyor. Hazreti Peygamberi örnek alan ve onun yolundan yürüyen ve Allah’ın inayetine mazhar olan Müslümanlar bu son kuşatmayı da kırabilirler.