Fakir bir genç kız, teklif edilen ciddi meblağlar karşısında, tabiri caizse onu baştan çıkartıp evlenmeye ikna etmek için zengin adamın yanında işe başlar. Artık aldığı paranın hakkını verebilmek ve patronunu nikâh masasına oturtabilmek için izleyeceği her yol mubahtır! Kızın yanında bir de erkek görünümlü, kadın tavırlı bir yardımcısı vardır ki iş yerinin en şirin (!) ve herkesi güldüren insanıdır!...

***

Dul bir kadının üniversite çağında üç kızı vardır ve kadın İstanbullu, zengin, kızlarıyla aynı yaşlarda iki oğlu olan bir işadamıyla evlenir. Onlar evliliklerini yürütürken, aynı evin içinde, üvey kardeşler de birbiriyle alengirli ilişkilere girmekten geri durmaz…

***

Öğretmen olmak için bekleyen genç bir kız gittiği hastanede yanlışlıkla (!) yapılan bir işlem sonrasında hamile kalır. Kız nişanlıdır ve evlenme hayalleri vardır. Hamile olduğunu öğrenince kendisi de ailesi de nişanlısı da şok olur. Fakat herkes bu durumu kabullenir. Bir de işin içine çocuğun biyolojik babası girince işler daha da karmaşık bir hal alacaktır…

***

Karısı yıllardır komada olan bir adam onu gizlice boşar ve bir kez gördüğü bir kadınla evlenir. Evlilik gerçekleşince karısına bu durumu söylemediği için onunla aynı evde hatta aynı odada karı koca gibi yaşamaya devam eder. Bu arada asıl karısını herkese çocuğunun bakıcısı olarak tanıtır. İki karısı, bir çocuğu, evlerinin içinde birbirine şiddet uygulayan yığınla akrabayla…

***

Polisler tarafından bir türlü yakalanamayan profesyonel bir hırsız cübbe giyip imam kılığına girerek bir kez daha polisin elinden kurtulur. Ve kendini bir anda sıfır din bilgisi ile küçük bir caminin imamı olarak bulur. Hırsız imam (!) görevine başlar ve kısa sürede etrafına kadınlar kümelenir…

***

Bu anlatılar, masal değil, hikâye değil, üçüncü sayfa haberleri değil... Bunlar son zamanlarda en çok izlenen birkaç dizinin senaryo özetleri…

Hepsinde her an gayri ahlaki görüntülerin olduğu, kadın oyuncularının çıplak denebilecek bir kıyafetle ekranlarda boy gösterdiği, şiddetin, entrikanın, yalan dolanın, zinanın bin bir türlüsünün işlendiği ve çoğumuzun da ailecek büyük bir keyifle oturup bunları ve daha birçoğunu izlediğimiz diziler…

Çok değil, bundan en fazla çeyrek asır önce televizyona bir şeytan icadı gözüyle bakılırdı toplumumuzda. Özellikle büyüklerimiz, televizyon ne tarafta ise yönlerini diğer tarafa dönerek otururlardı. Ve diğer ev halkı, ahlaksız görüntüleri kendilerince filtreleyerek izlese de onlar başlarını bile çevirip bakmazlardı.

Şimdiyse öyle bir dönüşüm, öyle bir değişim yaşandı ki baştan hatırlayacak olursak geldiğimiz noktayı daha iyi anlayabiliriz. İlk aşamada akşam televizyonun başına oturmuş dizimizi seyrederken izlemememiz gereken bir şey yayına konduğu veya dizideki kadın ve erkek başroller birbirine yakınlaşmaya başladığı zaman ekranı kapattık ve o görüntünün geçeceği kadar bir zaman bekleyip sonra tekrar açtık.

Sonraki aşamada aynı şekilde bir ahlaksızlıkla karşılaştığımız zaman televizyonu kapatmayıp kanal değiştirdik, böylece geri dönmemiz daha kolay oldu. Daha sonra kanal da çevirmedik başlarımızı çevirdik diğer tarafa ve seslerden sahnenin atladığını anladığımız zaman, biz de tekrar izlemeye koyulduk.

Sonra başımızı da çevirmedik, gözlerimizi yumduk sadece ve ara ara açmak suretiyle görüntülerin normalleşmesini bekledik. Şimdi ise resmen izler olduk tüm çıplaklığı, hayâsızlığı, edepsizliği, zinayı...

Evimize gelse belki kapımızı açmaktan ar edeceğimiz tipte ve kıyafette insanları, her gün bin türlü dizi ve filmle evimizin başköşesine oturttuk. Çocuklarımızla, eşlerimizle, anne babalarımızla gözümüzü kırpmadan yatak odası sahnelerini izledik!

Peki, ne zaman bu denli rahat olduk Ne zamandan beri günahı bu rahatlıkla izlemek suretiyle günahlara alet olduk

“Kurbağa tepkisi” diyelim isterseniz. Bir kurbağayı alıp kaynar su dolu bir tencerenin içine atarsanız kurbağa can havliyle bir sıçrayışta tencereden de ölmekten de kurtulur. Fakat taktik değiştirip aynı kurbağayı soğuk bir suyun içine oturtup, suyu yavaş yavaş ısıtırsanız kurbağa durumu fark edemez. Suyun o sıcaklığını normal zanneder ve her geçen dakika ısındığını anlayamaz. Bir süre sonra su kaynama derecesine geldiğinde ise suyun içinde canını verir.

İşte biz yıllardır, yavaş yavaş ısıtılan bir suyun içinde oturuyoruz. Zaman geçtikçe, su ısındıkça normal sanıyoruz gördüğümüz şeyleri. Olması gerekeni unutup olması isteneni kavrıyoruz. Ve farkında olmasak da zamanla biz de izlediğimiz gibi düşünüyor, düşündüğümüz gibi de davranıyoruz, maalesef…