Maliki mezhebinin kurucusu İmam Malik bin Enes’i herkes tanır ama Ebu Cafer Mansur’u birkaç tarihçi tanır.
Bin yıldır milyonlarca insan İmam Malik’in topladığı hadisler ve hukuk sahasındaki içtihatlarından yararlanırlar ama Ebu Cafer Mansur ismi ancak tarih sayfalarında yaşar.
Tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarında görüşleri nakledilen İbn-i Tavus, bin yıldır rahmetle anılmaya devam eder.
Yaşadığımız şu kısa zaman içerisinde, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da, Avrupa’da, Kafkaslarda, Doğu Türkistan’da, Türk Cumhuriyetlerinde… Müslümanlara yapılan katliamlar, baskılar, zulümler yine parmak demokrasisinin kralına yakın hocaların yanlış fetvalarıyla gerçekleşiyor.
Rahmetle anılmak istiyorsak dinleyelim:
Malik bin Enes anlatıyor: “Halife Ebu Cafer Mansur, bir elçi ile beni ve İbn-i Tavus’u huzuruna çağırdı.
Birlikte yanına vardığımızda koltuğa yaslanmış, önünde eli kılıçlı adamlar boyun kesiyorlardı. Oturmamız için başıyla işaret etti. (Bu adam öldürme işi, o değerli ilim adamlarının gözünü korkutmak içindir)
Halife, bir müddet başını öne eğdi, sonra başını kaldırdı ve İbn- i Tavus’a, “Babandan duyduğun bir hadis söyle” dedi.
İbn-i Tavus: “Babamdan işittim, Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Selem şöyle buyurmuş: “Kıyamet gününde insanların azabı en şiddetli olanı hükmünde kendini Allah’ın hükmünü yerine getirme görevi verdiği halde, adaletine zulüm karıştırandır” hadisini okudu.
Halife, bir müddet sessiz kaldı. Malik diyor ki, “İbn-i Tavus’un başını keserse elbisem, kana bulanmasın diye elbisemi topladım” diyor.
Sonra Halife, İbn-i Tavus’a döndü ve bana nasihat et dedi.
O da Fecr Süresi’nin şu ayetlerini okudu:
“Rabbin, Ad (kavmine) ne yaptığını görmedin mi?
Direkler sahibi İrem’e (halkına ne yaptığını),
Ki, ülkeler içinde benzeri yaratılmadı.
Vadilerde kayalar kesen Semud’a (ne yaptığını gördün mü?)
Kazıklar sahibi Firavun’a (ne yaptığını gördün mü?)
Onlar ki ülkelerde taşkınlık yapmışlardı.
Oralar da çok bozgunculuk yapmışlardı.
Bunun üzerine Rabbin onlar üzerine azap kamçısını döküverdi.
Şüphesiz Rabbin gözetlemededir.”
(Fecr Süresi, Ayet 89/6-14)
İmam Malik, yine korkumdan kesilen kafanın kanı elbiseme bulaşmasın diye elbisemi topladım.
Halife bir müddet sessiz durdu. Aramızda bir kararma meydana geldi. Derken halife, “İbn-i Tavus, bana bir kalem ver” dedi.
İbn-i Tavus kalemi vermedi.
Tekrar, “Kalem ver” deyince yine vermedi.
“Niçin vermiyorsun?” deyince,
İbn-i Tavus, “Allah’a isyan eden bir emir yazarsın da beni de suçuna ortak etmiş olursun” dedi.
Halife, “Kalkın ve gidin” deyince İbn-i Tavus, “Bizim de istediğimiz bu idi” dedi.
İmam Malik “İbn-i Tavus’un üstünlüğünü hep bildim” diyor.
(İbn-i abdi Rabbih, Ikd-ül Ferid 1/55)
Basra halkının ileri gelenlerinden elli kişi halifenin huzuruna çıkarak Maliye Bakanından şikayette bulunurlar.
Halife, Maliye Bakanı, Ahmet bin Yusuf’u çağırır, görevden alır ama şikayetçilerin huzurunda kendisini savunması için bir toplantı hazırlar.
Maliye Bakanı, uzunca kendini savunur ve savunmasının sonunda, “Vergi toplayıp da halkın dilinden kurtulan olmamıştır. Hatta Peygamber Efendimiz bile” der ve şu ayeti okur:
“Bazıları sadakalar konusunda sana dil uzatır. Eğer kendilerine verilirse hoşnut olurlar. Eğer verilmezse o zaman kızarlar.”
Tevbe Süresi, Ayet 9/58)
Halife Memun, onun delilini sağlam bulur ve serbest bırakır.
(İbn-i abdi Rabbih, Ikd-ül Ferid 2/145)
Ahmet bin Ebu Davud, halife Vasik’ın yanına girdiğinde Halife, “Senin hakkında şikayetler var, senin ayıp ve eksiklerini söylüyorlar” der.
Ahmet de şu ayeti okur:
“Şüphesiz (Aişe’ye) iftira ile gelenler sizden bir topluluktur. Siz onu (iftirayı) sizin için bir şer sanmayın. Tam aksine, o sizin için hayırlıdır. Onlardan herkese günahtan kazandığı vardır. Onlardan iftiranın en büyüğünü idare edene de büyük azab vardır. (Nur Süresi, Ayet 24/11) ayetini okuduktan sonra, “Allah’ın cezasından sonra emirin cezası gelir. Senin yardım ettiğin alçalmaz, koruduğun kaybolmaz, peki sen o iftiracılara ne dedin?” diye sorar.
Halife de şu şiiri okuduğunu söyler:
“O kadınlar, bir ceylan yavrusunun ayıbını bana anlattılar. Halbuki o kadınların al yanakları, o ceylan yavrusunun ayağına ayakkabı olabilirdi.”
(İbn-i abdi Rabbih, Ikd-ül Ferid 2/145)