‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…

***

Öyle bir kitap yazalım ki kıyamete kadar o değişmesin. İşte o kitap Kur’an’dır. Sonra her yeni çocuk olduğu zaman kromozomlar değişmemektedir ama genler değişmektedir. İşte, yeni topluluklar yeni insan demektir. Kromozomlarda değişme yoktur ama genlerde değişmeler vardır. Tevrat Kur’an uygulamasının biridir. Sünnet de öyledir. “Adil Düzen” ise Kur’an’ın ikinci dönem uygulanışını ifade edecektir.

“Ketebnâ alâ benî İsraiyle / İsrailoğullarına yazdık” (Maide 32)

Seriye” geceleyin baskın yapan askeri müfrezenin adıdır.

İsra” gece yürüyüşüne çıkarma demektir.

Hz. Yakup amcası Hz. İsmail’i Mekke’de ziyaret etmiş ve oradan Filistin’e dönmüştür. Seyahatini gece yapmıştır. Bugünkü Kudüs’e geldiği zaman, orada gece uyurken bir rüya görmüş, o rüyada ona insanlığın geleceği gösterilmiştir. Hz. Adem’le, Hz. Nuh’la, Hz. İbrahim’le görüşmüş, ondan sonra kendilerinden gelecek olan Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. Muhammed rüyada gösterilmiş idi. Ayrıca kendisine gelen vahiy ile çocuklarının görevli bir ulus oluşturacağı bildirilmişti. Bundan sonra adı “İsrail” olmuştur. İsraAllahi demektir. Arapça tamlama ilkesine göre Allah’ın gece yürüttüğü kimse anlamına gelir. İsmail de Allah’ın işittirdiği kimse demek olur. Cebrail Allah’ın gücü, Mikail Allah’ın keyl edeni, ölçeni anlamına gelir. “İsrailoğulları” insanlığın uygarlaşmasında önderlik eden bir kavimdir. Bugün nüfusları 10-15 milyon kadardır. On milyar insanlıkta binde birdirler ama bugün dünyadaki bütün siyasî, iktisadî ve ilmî faaliyetlerin en etkin olanlarıdır. Dinsizleştirmede de başa güreşiyorlar. Bunların yeryüzündeki silahları ve fesatları kıyamete kadar devam edecektir. Kur’an, İslâmiyet’in yayılmasını bunlara dayandırmaktadır. Allah şeytanın yardımcılarını bile kendisi görevlendirmiştir. Bugün dünya dinsizleşmektedir ama bu dinsizliği yeryüzüne getiren ve yaygınlaştıranlar İsrailoğullarıdır. Serapa ateist olan Marx da bir Yahudi’dir.

“İnnehu / Diye” (Maide 32)

“Kim bir nefsi öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibidir diye yazdık.”

Türkçede kullanılan “diye” yerine Arapçada bu “ennehu” kelimesi gelmektedir.

Hu” “Enne”nin ismidir. “Hu” mübtedadır, ondan sonra gelen haberdir. Cümlenin tamamı “ketebe”nin mef’ulüdür. Tevrat’ta böyle yazılmış ve böyle hüküm konmuştur. Başlangıcı ise Hz. Âdem aleyhisselam peygamber ile başlar.

Kur’an’ın hükümleri de böyledir.

Kur’an’da tek farklı olan vahyin yerini içtihat ve icmaların almasıdır.

“Men katele nefsen / Kim bir nefsi katlederse” (Maide 32)

Men” kim anlamında yalnız şuurlu varlıklar için kullanılmaktadır. Melekler, cinler, ruhlar ve insanlar kastedilir. Allah ise ne “men”dir ne de “mâ”dır; O’nun dilde karşılığı yoktur. “Men”deki umumilik insanları eşit hâle getirmektedir. Yani katil kim olursa olsun hüküm değişmez. İnsan olan herkes “men”dir.

Nefsen” kelimesi de kişiliği ifade eder ve yalnız insanlar için zikredilir. Bir insan diğer bir insanı katlederse. Katletmenin iradi olması gerekir, çünkü “Men”in fiilidir. Yani katil kişi değil de başkası olursa o zaman bu cümlenin ifadesi içine girmez.

Ceza hukukunda kasıt esastır. Bir kimse hata ederek veya farkında olmayarak bir suç işlerse buna ceza verilmez. Mali tazminat öder ama ceza verilmez. Cezanın verilebilmesi için kişinin kasten öldürmesi gerekmektedir. Bu hüküm “katele” fiilinin failliğinden gelmektedir. Kastedilmeden ölüm etkili olursa bu katil olmaz, katlin müsebbibi olur.

Men”in içine akıl hastaları veya çocuklar dahil midir?

(Devamı var)