Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İlahi kitaplar olmaksızın insanı tanımak mümkün olmaz. Bunun için kim, insanı tanımak ve varlık nedenini bilmek istiyorsa, müracaat edeceği ilk ve tek kaynak, Kur’an ve Sünnettir. Bir insan, varlık nedenini bildiği zaman da mutlaka, kâinatı ve de insanı yoktan var eden Allah’ı bilir, tanır ve razı olduğu İslam’a teslim olur. İslam’ca düşünür, yaşar, ilahi rızayı kazanmış olarak ölür ve ebedi saadete nail olur. Bilinmesi gereken gerçek şudur ki, ilk insan Hz. Âdem’dir ve aynı zamanda o, ilk peygamberdir. Hz. Âdem’den Peygamberimiz Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberler, aynı gerçeği, yani İslam’ı tebliğ etmişlerdir. Allah indinde din tektir, o da İslam’dır. Bütün peygamberler, aynı inanç esaslarını tebliğ etmişlerdir. Biz Müslümanlar, “amentü” ile bu esasları ortaya koyuyoruz: 1. Allah’a, 2. Meleklere, 3. Kitaplara, 4. Peygamberlere, 5. Ahiret gününe, öldükten sonra dirileceğimize, 6. Hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanıyoruz. Son Peygamber, Hz. Muhammed’in getirmiş olduğu Kur’an; bütün insanlığa saadetin yolunu göstermek içi gönderilmiştir. Kıyamete kadar saadetin tek yolunu insanlığa, Kur’an gösterecektir. İnsanlığa bir açıklama ve müminlere yolunu gösteren bir hidayet olan Kur’an’ı iyice anlamak, her insan ve mümin için bir gerekliliktir. Allah, Rahman ve Rahim’dir. Bunun için, Kur’an’ı iyi anlayalım diye Peygamberimizi bize “en güzel örnek” olarak göndermiştir. Kur’an, en güzel şekilde sünnet ile anlaşılabilir. Peygamberimiz bunun için “Ben muallim olarak gönderildim”, “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve onu başkalarına öğreteninizdir” buyurmuştur. Kur’an’a ve Sünnet’e itibar edilmeden yol bulunmaz, saadete erilmez.

HARİTA VE PUSULA

Kitap ve Sünnet’le bize bildirilen İslam, bir haritaya benzer. Allah’ın insanlara verdiği akıl nimeti ise bir pusulaya benzer. Saadet için hem İslam hem de akıl lazımdır. Yalnız akıl ile saadete ulaşılamaz. Nitekim bir insan gecenin zifiri karanlığında bir orman içinde yalnız başına kalsa ve kurtulmak istese etrafı da ormanlık olsa bu ormanların içinde ve arkasında ne var, karanlıktan dolayı bilemiyor. Nereye giderse kurtulabilecek? Bunu nasıl tayin edebilecektir? İnsanın aklı var, onunla göğe bakacak “Büyük Ayı”, “Küçük Ayı” görecek. Bunlar vasıtasıyla yönleri tespit edebilecek. Yönleri tespit ettikten sonra hangi yöne giderse kurtulacak, bunu aklıyla bulması mümkün değildir. Kuzeye gitse o ağaçların içinde veya arkasında bataklıklar, timsahlar, uçurumlar var ise kuzeye gitmesi ne işe yarar. Ne taraf emindir, ne tarafta kurtuluş vardır, ne tarafta tehlikeler vardır bunu bilecek olursa ancak o zaman kendisini kurtarabilir. Bunu ise aklıyla bilemez. Bunun bilinebilmesi için; etrafında ne var, kendisi için iyilik mi var, yoksa kötülük mü var, bunu gösteren bir haritaya ihtiyaç vardır. O harita İslam’dır. İslam; Rahman ve Rahim olan Allah’ın bu sıfatlarından dolayı, insanların dünya ve ahiret saadetine ulaşabilmesi için onlara gönderdiği saadet yoludur. İnsanlar, bu saadet yolunu kendilerine esas alırlarsa bu saadet yoluyla gösterilmiş olan Hak ve Adalet ölçülerine dayanan bir düzen kurarlarsa ve Hz. Peygamber’i kendilerine en güzel örnek edinirlerse bu takdirde dünyada da, ahirette de saadet bulurlar. Yok, eğer İslam’dan, Kur’an’dan, Sünnet’ten sapacak olurlarsa bu takdirde dünyaları da, ahiretleri de ıstırap ile dolu olur. Günümüzde insanlığın içine düştüğü bunalımların ve zulümlerin temelinde Kur’an ve Sünnet’ten, din ve düzen olarak İslam’dan kopuş vardır. Fert ve toplumu bu kopuştan kurtarmaya çalışan harekete Millî Görüş, bu uğurda canla başla çalışan kahramanlara da Millî Görüşçü denir. 

MÜSLÜMAN OLMAK

“Müslüman” demek; Allah ve Resulü’nün emirlerine teslim olmuş kimse demektir. Müslüman olabilmek için bir insanın: Kelime-i Tevhid’i yani “La ilahe illallah Muhammedün Resulüllah” sözünü bilerek, kalbiyle tasdik ederek, diliyle söylemiş olması gerekir. Kelime-i Tevhid sözünün manası ise; “Allah’tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed, Allah’ın elçisidir” demektir. Ancak bu sözün manasının iyice anlaşılabilmesi için Arapça bir kelime olan “ilah” kelimesinin manasının iyice bilinmesi zaruridir. Bu kelimede, “dört ana mana” aynı anda ifade edilmektedir. Bunlar; 1. Kendisine kulluk yapılacak şey, 2. Kendinden yardım istenilen şey, 3. Rızası gözetilecek şey, 4. Hak ve adaleti tanzim edici, kanun koyucu manalarıdır. Bu sebepten dolayı bir insan Kelime-i Tevhid’i söylediği zaman: Ya Rabbi; ben inanıyorum ki Allah’tan başka kulluk yapılacak, kendinden yardım istenecek, rızası gözetilecek yoktur; hak ve adaleti Sen tayin edersin, ben Senin bildirdiğin hak ve adalet ölçülerinin yeryüzünde hâkim olması için bütün gücümle çalışacağım demiş olur. Peki, nerede bu hak ve adalet ölçüleri? Cevap: Muhammedün Resulüllah, yani; Hz. Muhammed Allah’ın elçisidir, onun elçisi olarak Cenab-ı Hak’tan kendisine Hz. Cebrail vasıtasıyla indirilip bize tebliğ ettiği bu Kur’an, Allah’ın kitabıdır ve bu kitapta, Allah’ın bize bildirdiği hak ve adalet ölçüleri, insanlığın saadetinin temel esasları vardır. Ve ben işte bu hak ve adalet ölçülerinin yeryüzünde hâkim olması için bütün gücümle çalışacağım, bütün insanlığın dünyada ve ahirette saadete ermesi için bütün gücümle çalışacağım demiş oluruz. İşte Kelime-i Tevhid’i söylemenin ve Müslüman olmanın manası budur. Müminlere Müslüman adını bizzat Allah vermiştir ve bizi nefsine esir olanlardan “Müslüman” ismiyle ayırıyor. Bunun için şuurlu bir Millî Görüşçü nefsine uymaz. Bize bu şuuru kazandıran Erbakan Hocamızı rahmetle anıyoruz. Selam hidayete tabi olanlara…