İnsanın artık topluluk dışında sığınacak bir yeri

kalmamıştır. Bir kolaylık gelmiştir. İnsan topluluğunu kolay

değiştirebilmektedir; ocağını, bucağını, ilini ve ülkesini

değiştirebilmektedir. Bu ona özgürlük sağlamaktadır ama yine de mutlaka başka

bir ocağa ve başka bir bucağa gitmek zorundadır.

Batı dünyası TEKNİK bakımından insanların ocak, bucak,

il ve ülkeleri kurma bakımından yeterli gelişmeyi sağlamıştır. Ne var ki

HUKUK bakımından bunların on bin senelik hukuku içindedir. Bu durumun yeniden

düzenlenmesi gerekmektedir.

YENİ HUKUK DÜZENİ yeni mülkiyet anlayışını getirecektir.

Batı bunu hissetmiş ve eski hukuk sistemini sosyalizmle, komünizmle yıkmak

istemiş ama yerine bir şey getiremediği için insanlık hepten hukuksuz

kalmıştır.

İşte ADİL DÜZEN çalışmaları bu YENİ HUKUK sistemini

getirmekten ibarettir.

Birinci olarak; işletme mülkiyeti ile yararlanma

mülkiyetinin birbirinden ayrılmasıdır. İşletme mülkiyeti ile insanlığın ortak

malı olan yeryüzünü birlikte kullanma imkânına erişilecektir.

İkinci olarak; insanın yeryüzündeki kira payıdır. Bu pay

bir ihsan değil bir haktır. Dolayısıyla bütün insanlar üretimden -çalışmak

istemeyenler çalışmasalar da- paylarını alırlar. Bu hak insanların yaşamalarını

garantiye alır.

Üçüncü olarak; yeni hukuk anlayışı içinde yer alacak

husus, çalışanların faizsiz kredi alma haklarının olmasıdır. Yani para üretme

halka aittir. Senyoraj hakkı halkındır. Para yalnız emek karşılığı çıkabilir.

İnsanlar için emeklerinden başka bir şey yoktur.

Dördüncü olarak; yeni hukukta yer alan husus hicret

hakkıdır. Kişinin ocağını, bucağını, ilini ve ülkesini değiştirme hakkı vardır.

Eski kaldığı yerdeki gayrimenkullerin karşılığının oradan ayrılana verilmesi

gerekmektedir. Yani yararlanma mülkiyeti ülke veya il sınırlarını tanımaz,

insan yararlanma mülkiyetinden her yerde yararlanır, gittiği yerde o hakkını

kullanır.

Bunun manası yeryüzünün tek ümmet olmasıdır. Kur an ın

yeryüzü insanlığındır ve insanlar tek ümmettir ifadeleri bu gerçeği ifade

etmektedir.

Topluluk içinde yaşama demek topluluğun kurallarına uyma,

topluluğun yetkilerine itaat etme demektir. Bu da insanın özgürlüğünü

kısmaktadır. Ne var ki insan artık tek başına yaşayamadığı için bu gerçeği

kabullenmek zorundadır. Kişi topluluklardan birine katılmak zorundadır. Yeter

sayıyı bulduktan sonra kendisi de topluluk kurabilir ama hiçbir zaman topluluğu

reddetmez, reddedemez. Tüm insanlık da bir topluluk hâline gelmiştir.

`Özgürlükçü Anayasa edebiyatını tutturmuşlar!

Anayasa insanların topluluk içinde özgürce yaşama

düzenini ortaya koyar.

Sanki böyle bir düzen varmış da birileri mâni oluyormuş!

Öyle değildir. Böyle bir düzen bilinmemektedir. Böyle bir

düzenin varlığını ortaya koyma ilmin işidir. Kur an ın ifadesiyle, bu da ancak

her söze kulak vermekle olur. İnsanlık üç devri böylece oluşturdu. Bugün başka

gözle baktığınızda, insanlığı saadete götürecek Kur an ehli vardır. ADİL

DÜZEN, ADİL EKONOMİK DÜZEN vardır. Bunun dışında kapitalizm, sosyalizm ve

karma sistemler vardır. İşte işaret edilen üç topluluk bunlardır.

Buna göre demek ki bugün Adil Düzen Çalışanlarının ortaya

koyduğu düzen yarın kapitalistler, sosyalistler ve karmacılar tarafından da

kabul edilecektir.

Yirminci yüzyılda Birleşmiş Milletler in tarihi

başlamıştır. 1900 lü tarihleri içinde böyle kuruluşlar için girişim yapıldı.

Birleşmiş Milletler vardır. Sermayenin sömürü aracı olarak kullandığı bu

kuruluş gittikçe fonksiyonel hâle gelmekte ve sermayenin aracı olmaktan yavaş

yavaş çıkmaktadır. ADİL DÜZEN Kooperatifleri kurulduğu zaman sömürü aracı

olmaktan tamamen çıkacak, insanlığa sunduğu hizmetler ise daha düzgün ve etkili

olacaktır... (s. 10 11)

Evet, Kur an ayında da Kur an çalışmalarımız devam

ediyor Bir yazı daha var

Tavsiye: Bu yazı, daha iyi anlaşılmak için önceki

yazılarla birlikte okunmalıdır