KUR’AN VE İLİM seminer çalışmalarımızın 767. haftasına da ulaştık, elhamdülillah... “Hidayet” doğru yolu göstermek demektir, bir yere giderken rehberlik yapmak demektir. Götürmek de hidayettir, göstermek de hidayettir. “İhtida” gösterilen yola uyma demektir. / İnsanda bir meleke vardır, bu meleke ile doğruyu yanlıştan ayırır. Kendi başına doğru yolu bulamaz ama kendisine doğru yol gösterildiği zaman onun doğru yol olup olmadığını anlar. Birçok matematik problemi binlerce sene çözülememiştir ama bir gün biri çözmüştür ve ondan sonra bütün matematikçiler o çözümü onaylamışlardır. Bugün biz Kur’an’ın yorumları sayesinde pek çok meseleleri çözüyoruz. Dinleyip kulak verseler kimse itiraz etmeyecektir. Ama kulaklarını tıkayıp kendi fikirlerini savunuyorlar. Yani ihtida etmiyorlar. / İhtida demek körü körüne uymak demek değildir. Kulak vermek ve söyleyenin ne söylediğini anlamaya çalışmak demektir. Emredilen budur. Yoksa anladığını kabul edeceksin anlamında değildir. “Allah zalimlere hidayet etmeyeceğini” beyan etmekle onların zulüm yapmakta başarılı olamayacaklarını ifade etmiş olabilir. Yahut onların zulüm yapma çabalarına mâni olunmayacağı anlamı da çıkar. Dırar mescidi yapanlar iyi iş yaparak kötülük yapmak istemektedirler. Mutlak iyi diye bir şey yoktur. Mutlak kötü diye bir şey de yoktur. Yerinde yapılan her iş iyidir, yerinde yapılmayan her iş kötüdür. Yıkılmakta olan bir mescidi yıkıp sağlam yere taşımak iyidir. Dırar mescidi yapmak kötüdür. Zalimlerin zulümlerinde başarıya ulaşmaları mümkün olamayacaktır. Dırar mescitleri başarıya ulaşamayacaktır. / AK Parti bir dırar mescididir, F. Gülen Cemaati bir dırar mescididir… (s. 9–10)

1970’lere kadar Türkiye’de en tehlikeli kuruluş Risaleler idi. İstihbaratta yalnız onlar takip ediliyor, diğer Müslümanlar aleyhine de Nurculuk isnadı ile saldırıyorlardı. Biz Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) Nurculuktan soruşturmaya tâbi tutulduk. Biz “Millî Görüş” olarak ortaya çıkınca onların dosyalarını 1970’lerde dondurdular ve bizimle uğraşmaya başladılar, onlar bizim sayemizde rahat ettiler. 1980’lerde “Millî Görüş”ü devre dışı bırakmak amacıyla onları serbest bıraktılar. O sayededir ki bugün onlar yeryüzünde yayılmışlardır. Biz onları hep savunduk. Erbakan onları hep korudu. Erbakan’a, `onunla/onlarla görüşüyor musunuz’ diye sorduklarında; `günde beş defa görüşüyoruz’ dedi. Böyle olmasına rağmen Fethullah Gülen diyor ki; `AKP gömlek çıkardığı için destekledim!’ Yani “Millî Görüş”ü ve “Adil Düzen”i beğenmiyor ama düşmanın düşmanını dost biliyor. İşte bu riybedir. İzah edemezsiniz. Ama baştan öyle oluştuğu, öyle oluşması istendiği için bu durum ve bu anlayış bugün de zail olmuyor...

AK Partililer “Adil Düzen”e karşı dırar olmak üzere kuruldular. Gülenciler “Millî Görüş”e karşı dırar olarak desteklenip büyütüldüler. Oluşan yapılar artık düzelmez. O anlamı bilinmeyen muhalefet hissi devam ediyor. Her iki taraf da “Adil Düzen”e uzaktır...

Risale-i Nurlar büyük bir hizmettir. Gülen bu hizmeti daha da büyüterek verdi. Erdoğan da bazı hizmetleri büyüttü ve genişletti... Ne var ki her iki tarafın merkezlerine ajanlar yerleşti, iki taraf da tahrif edildi. Bediüzzaman da zengin birinin çocuğu idi, isteseydi saraylarda yaşayabilirdi, ama o bir lokma bir hırka ile geçindi, böyle yaşamayı seçti. Şimdi her iki cemaat da (Gülen ve AKP) varlıklar içinde boğuluyor ama hâlâ “İslâm düzeni” için bir tek adımcık atmıyorlar. Çünkü bunlar dırar üzerine oluşturuldu. Kendilerinin niyeti dırar olmamaktadır ama onları destekleyenler dırar olurlar diye desteklediler; nitekim dırar oldular da. Buradaki (ayetteki) “kalbleri” onların merkezdeki yöneticileridir. Birincideki kalbleri onların beyinleridir. O sebeple burada “kalbleri” kelimesini iade etti, zamir göndermedi.

Demek ki neymiş, yapılacak iş neymiş Her ikisinin de merkez yönetimlerini değiştirmesi gerekir. Gülen ve Erdoğan eğer dırar olmaktan çıkamıyorlarsa, yanlarındaki danışmanlarını değiştirmeleri gerekir. Zaman gazetesini, Samanyolu’nu, Bank Asya yönetimlerini yeni yöneticilere vermelidirler. Recep Tayyip Erdoğan da böyle yapmalıdır, yeni kadroya durum anlatılmalıdır. Bu arada samimi hizmet verenler de gitmiş olabilir. Ama onlar üzülmez, sevinir, dua ederler. Çünkü bu sayede zalimlerin şerrinden kurtulmuş oluruz. İşte, Kur’an’ın her sözü bu şekilde mucizedir... (s. 13–14; “KUR’AN VE İLİM” 767. hafta seminerimizden aktarı-YORUM… Ve İLMÎ-AHLÂKÎ-İKTİSADÎ-SİYASÎ-SOSYAL olarak çağımızdaki hayatın her alanında var olan “SOSYAL TUFAN”a karşı gereğini yapmaya yani “ADİL DÜZEN, ADİL EKONOMİK DÜZEN GEMİSİNİ” inşa etmeye davet ediyorum… BİZE DÜŞEN SADECE AÇIK TEBLİĞDİR; ve’s-SELÂM mea’d-DUA…)