Uluslararası ilişkileri düzenleyen kuruluşlar ve bir takım hukuki kuralları belirleyenle, yani kural koyma yetkisini şu ya da bu yolla ele geçirmiş olanlar koydukları kuralları uygularken sadece kendi çıkarlarını düşündükleri için ve kural koyma yetkisini sahip oldukları güçten alanlar oyun içinde rahatlıkla kural değiştirebiliyorlar. Kural değiştirmeseler bile kuralların uygulanmasını çeşitli bahanelerle erteleyebiliyor, uygulanamaz hale getiriyorlar. Uluslararası örgütler bir yandan kural koyucuların çıkarlarına hizmet ettiği gibi, bu kuralların hazırlanmasında ve uygulanmasında hiçbir sözü olmayan ülkeler sürekli olarak devre dışı kalıyor. Kısacası, mevcut dünya düzeni güçlüleri koruyor. Güçlülerin korunduğu bir yerde güçsüzler eziliyor, adalet gibi haklardan yararlanamıyorlar.
Sanıyorum bu söylediklerimizin en somut örneğini Birleşmiş Miletler Örgütü ve yapısı oluşturuyor. Elbette, bu hususta BM tek örnek değil, uluslararası örgütlerin hangisini ele alırsanız alın bu örgütlerin oluşturulmasını sağlayanlar son sözü söylüyor. NATO’da da BM benzeri bir yapı söz konusudur. Böyle olunca adaleti esas almayan ulusları kuruluşlardan yeryüzünde adaletin tesis edilmesini, haksızlığın giderilmesini, huzurun hâkim olmasını beklemek gibi bir garabet dünyaya dayatılıyor. Daha baştan yaptıklarının yanlışlığı ve tek taraflı çıkarların korunmasını esas alan bu yapıları oluşturanlar buna itirazların geleceğini bildikleri için kendi düzenlerinin devamı sağlayacak bir takım tedbirler almış, tedbirinde ötesinde yapılanların yanlış olduğunu haykıran ülke liderlerine karşı yaptırımları devreye sokabiliyorlar. Netice itibariyle huzur sağlanacağını ileri sürerek oluşturulmuş bir zalim düzen söz konusu. Böyle olunca bu düzen değişmeden dünyanın huzur bulması, sömürüden, zulümden kurtulması mümkün olmayacak.
Artık bir takım uluslararası zulümlerin son bulmasını bu düzeni oluşturanlardan istemek ve beklemek gafletinden insanlığın kurtulması gerekiyor. Aksi halde ikide bir düzenin yanlış olduğunu söylemenin bir anlamı kalmıyor. Bizim gibi iç ve dış problemleri dile getirmek durumunda olanlar bir süre sonra kendilerini dipsiz kuyuya taş atıyor gibi görmeye başlıyorlar ki, sanıyorum gelinebilecek en tehlikeli nokta budur. Yani, düzenin bozuk olduğunu bilmeye rağmen bu bozuk düzenin düzeltilebileceğine dair ümitlerin kaybolması mevcut duruma teslimiyeti gündeme getirir ki, bu da mazlumların zalimlere teslim olması anlamına gelir. İsrail’in cinayetlerine dur diyecek bir uluslararası kuruluş yok ise, var olmasına rağmen bu örgütün kurallarını belirleyenlerden birisi İsrail’in yanında yer aldığı takdirde işlenen cinayetler cinayet vasfını yitiriyorsa böyle bir düzenin olmasından olmaması belki daha yararlı olacaktır. Aynı durum özellikle bölgemize kimler tarafından tebelleş edildiği bilinen terör örgütleri mevcut bozuk düzeni kuran ülkelerin bir ya da bir kaçından destek alıyorsa, terör örgütlerinin bölgemizde faaliyetlerini çıkarlarına uygun görüyorlarsa bu örgütlerden zarar görenlerin şikâyetçi olmasının da bir anlamı kalmıyor. Bunun için gelinen noktada bozuk düzenden şikâyet etmenin, dünyanın beşten büyük olduğunu söylemek neticeyi değiştirecek bir sonuç vermiyorsa söylemenin ne anlamı kalır. Olsa olsa söz yalama olur.
Peki, çözüm nedir? Çözüm çok basittir. En azından 50 yıldır dile getirilmiştir. Bu çözüm sahip oldukları güce dayanarak sadece kendi çıkarlarını koruyacak düzeni kuranların bu düzenlerinin etkisiz, çalışamaz hale getirmektir. Bunun yolu ise dünyanın yeni bir yapılanmaya gitmekten geçiyor. Bunun adını rahmetli Erbakan Hocam, İslam Birleşmiş Milletleri koymuş ve buna bağlı olarak uluslararası kuruluşların yenilemesini öngörmüştü. Birileri çıkıp buna bir başka ad da koyabilirler. Önemli olan bu zulüm düzeninin yıkılması, yerine adil bir düzenin kurulmasıdır. Buna elbette hâkim güçler izin vermeyecektir. Onun içindir ki ilk olarak karşılarında mazlumların güçlü bir birlik oluşturmaları gerekiyor.