Haber olup sosyal medyada paylaşıldılar.

Suriyeli ikizlerin yurtlarına geri dönme vakti gelmişti.

Miniklere öğretmenleri bir tören düzenledi.

Türk arkadaşları onlara sarılıp ağladı.

Fakat Suriyeli küçük ikizler, deklanşöre bakarken bile gülümsemeyi unutmuşlardı.

Bir poşete doldurulan kendilerine verilen hediyeleri ellerinden bırakmamışlardı.

Öğretmen bu paylaşımı yaparken kusursuz bir uğurlama töreni yaptığını düşünmekte idi.

Tek bir şeyi bile eksik bırakmamıştı.

Her şey tastamamdı.

Velilere haber salmış; herkes bir çeşit yiyecek hazırlamış, çocuğuyla yollamıştı.

Poğaçalar, pastalar, börekler, içecekler, hediyeler.

Yalnız bir şeyi unutmuştu.

Göçmen çocukların gözlerinden, yüreklerinden, bakışlarından atamadıkları hüznün tortusunu süpürüp ortadan kaldıramamıştı.

Gülmeyi unutmuştu göçmen çocuklar.

Bir kuş gibi titreyerek, video çekimine çağrılsa da “acaba ben miyim yanlışlık olmasın” diye ne kadar tereddüt etmiş, çekinerek ağır ağır gelebilmişlerdi.

Belki o kısa yolda, “hayır sen değilsin” engellemesine alışık olduklarından bu komutu bekleyerek yavaş yavaş ilerlemişlerdi.

Öyle şaşkındı ki ikiz kardeşler, başka zaman olmayan o aşırı ilgiden hayrete düşmüşler fakat minicik yüreklerinin akıl erdiremediği ve asla hatırlamadıkları, tanımadıkları bu alaka ile küçük bir kuş gibi sersemlemişlerdi.

Penceremize konan serçeye çok nümayiş yapar, coşkumuzdan, sevincimizden minik kuşu nasıl korkutup ürkütüyorsak; o küçük sarı başlı Suriyeli çocuklar da öyle ürkmüşlerdi.

Belki güzel bir kutlamaydı.

Lakin yüreğim ne kadar acı çekti o görüntülerden.

Neler yaptık biz onlara.

Belki de forsadan halliceydi yaşamları.

Fakat sert bakışlarımızla örseledik,

Neden hâlâ gitmiyorsunuz diye bağırdık

Acaba yurtlarına döndükten sonrada üzerlerindeki baskıyı ya da anne babalarına yapılan hakaretlere şahit olan bu neslin yüreklerine yapışan hüznü kaldırıp atabilecekler mi?

Yoksa hep bu travmalarla mı yaşayacaklar.

Her zaman bakışlarında o tedirginliği mi taşıyacaklar.

Bir bürkân, volkan olup taşacaklar mı?

İhtiraktan, yanışlardan kurtulamayacaklar mı?

Birkaç gün önce evine gelen bir elektrikçi tarafından katledilen 12 yaşındaki Suriyeli kız çocuğu da, yürek yakan bir akıbete kurban gitti.

Kızın küçük kardeşini de kaldırım taşı ile ağır yaraladı sapık.

Katil, bir ara Suriyeli dendi.

Ne fark eder.

Bir sapığın, aşağılık bir varlığın hangi milletten olmasına takıldı insanlar.

“O da Suriyeli imiş” deyip çok da üzerinde durmadılar.

Suriyeliler için çok daha tekinsiz olan hayat hiç sorgulanmadı.

Anne, küçük çocuğunu 12 yaşındaki kızına bırakıp göçmen idaresindeki işlerini halletmeye gitmiş.

Kendisine haber verilmesi ile katliam yapılan evine döndüğünde dünya başına yıkılmış.

Bu feci olayda da “toplumdan tecrit edilmiş Suriyeliler” dramına şahit olmaktayız.

Göçmenlerin daha fazla komşusu olsaydı, o sapık gelip kendi evlerinde bu katliamı yapamayacaktı.

Kendi yerli komşusu ile daha samimi olan insanlar, göçmenler ile arasına uzun bir mesafe bırakınca,

Birbirinden haberdar olmamayı, ilgilenmemeyi, görüşmemeyi marifet sayınca,

Ne kadar büyümekte yalnızlıklar,

Kimsesizlikler,

Gariplikler,

Elemler,

Kederler.