Hayatımızdaki hızlı değişimlerin kimi zaman farkına varamıyoruz. Bazı şeylerle yüzleşilince insanı dehşete düşürecek olan durumların vahametinin farkına işte o zaman varılıyor. Uzun bir zamandır korsan yayıncılık ve korsan ticaret üzerinde ısrarla durulmakta. Bir nevi başkalarının haklarını gasp etmek, emeklerini çalmak ve bir tür gayrı ahlaki ticaretten söz edilmektedir.

Sultanbeyli Belediyesi Meclis üyesiyim. Orada yaşadıklarım beni dehşete düşürmektedir. Doğrusu iyi niyetle yapılır gibi görünen ama hiç de öyle olmayan bir durumla karşı karşıya bulunuyoruz. Belediye kültürel hizmet olsun diye Batı klâsiklerinden eserler bastırtarak ilçede okullarındaki öğrenciler ile halka dağıtmaktadır. 5 eserlik bu setin üçünü de meclis üyelerine verdiler. Sefiller, Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Savaş ve Barış Bu eserleri alıp otobüste inceleyince beynimden vurulmuşa döndüm. Ömrümüz kitapların içinde geçiyor. Doğal olarak bir klâsik eserin çeviri olanına, önce çevirmeninden bakarım. Bu anlamda içlerinden birini incelemem yetti. Tolstoy un Savaş ve Barış romanı bir tek cilde sığdırılmış. Önce, kitabın 1. cildidir diye heyecanlanarak baktım, üzerinde cilt numarası yok. Tek cilt. Kültür hayatımızda çeviri konusunda, bazı dillerin uzman çevirmenleri vardır. Andre Gide çevirilerini Tahsin Yücel den okumayı tercih ediyorum. Örneğin Burhan Arpad ın çevirilerine önem veririm. Mehmet Özgül, Hasan Ali Ediz, Burhan Toprak, Recai Bilgin, Rekin Teksoy,  Tomris Uyar, Suut Kemal Yetkin gibi çevirmenlere dikkat ederim. Tabii kültür hayatımızda bunların dışında da isimlerini anamadığım önemli bir sürü önemli çevirmen bulunmaktadır.

Ne var ki kültür hayatımıza giren bir başka kurtun, ben, doğrusu yeni farkına varıyorum. Gerçi bir süre önce Cemil Çiftçi, bir gün, bana, "Ali sana bir şey söyleyeceğim şaşarsın. Geçen gün bir yayınevi bana bir klâsik eseri hazırlamamı istediler. Nasıl olacak dedim. Çevrilmiş bir eseri yeniden düzenleyerek hazırlayacaksın. Ben yabancı bir dilden edebi bir eseri çevirecek kadar bilmem. Bana, önemli değildir, dediler." Cemil Ağabeyin bu anlattıklarını anımsayınca ne olup bittiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

Tolstoy un Savaş ve Barış romanı Leyla Soykut çevirisinin 4 cildi tam 2009 sayfadan, Karınca Yayınlarından Selahattin Karaduman çevirisi ise 2035 sayfadan oluşuyor. Bize verilen kitabın sayfasına bakmadan kapatmak zorunda kaldım. Belediye tarafından dağıtılan bu kitabın toplam sayfası 589. Bu nasıl bir iştir anlamıyorum. Milli Eğitim Bakanlığı klâsikleri öğrenciler okusunlar diye tavsiye ediyor. Tavsiye ediyor ama okutulan bu garabetler, Tolstoy un o muhteşem eseri olan Savaş ve Barış mı oluyor Belediye bu eserlerden tam 8000 âdet dağıtmış. Bu eserleri okuyanlar Savaş ve Barış romanını mı okumuş oluyorlar.

Bu garabete hangi açıdan bakalım. Okur açısından mı, yanlış ve haksız yere yapılan israfa mı ve bunun üzerinden kazananların ahlaki tutumuna mı Bir süredir ciddî bir biçimde böyle uydurma bir sektör oluşmuş ve büyük paralar kazanmaktadırlar. Eğer bir yayınevi sadece bir belediyeye bir kitaptan ortalama 2000 âdet satıyorsa büyük bir kazanç elde ediliyor demektir.

Yapı her tarafıyla kokuşmuş durumda. Bu çocuklar aldatılıyorlar, büyüdüklerinde Savaş ve Barış romanını okumuş okuduklarını sanacaklar. Örneğin bir öğretmen bir çocuğa yavrum sen ne okudun dediğinde "öğretmenim, ya da hocam ben Tolstoy un Savaş ve Barış romanını okudum" diyecek. "Vay be, aferin be yavrum, demek ki sen Tolstoy un Savaş ve Barış ını okudun." Böyle mi diyecek. Bu zamanda hayat, hileler üzerine kuruluyor. Çocukları kandırmak için romanların özetlenmesinin ne kadar yanlış olduğu ortada. Üstelik bunlara bir de böyle saçma ve yalan üzere kurulu bir hayata alıştırılıyorlar. Hayatın her yanı sahteliklerle dolu. Eğer ille de çocuklara kitap okutulacaksa bu yazarların daha az hacimli eserlerinden başlanabilinir. Geçenlerde kızım Fatma Sevde nin ödevi varmış Çalıkuşu romanını oturdu okumaya başladı. Bir akşam 100 küsur sayfa birden okudu. Eğer bir çocuğu yanlış yönlendirirseniz hayatı boyunca bu yanlışlıklara devam edecek.

Zaten olmayan bir kültür hayatı giderek sıradanlaşıyor. Nuri Pakdil in hoş önerileri vardı. Dostoyevski nin Karamazov Kardeşleri ni okumayana ehliyet verilmemeli. Ya da bu eser en az 5 kez okunmalıdır. Bizler bu eserleri bu anlayışla okuduk. Ben ilköğretimde okuyan çocuklarıma klâsikleri okutuyorum. Onlar, bu eserleri okumaya başlayınca, kendilerine önerilen  ya da popüler olan eserleri merak edip ellerine aldıklarında okuyamıyorlar.

Bir de çocuk edebiyatı aldatmacası var ki bu da bir diğer konu. Neden bu millet giderek geriliyor bu bunlardan anlaşılıyor.

Not: Milli Görüşün dâvâ adamlarından çilekeş insanlardan, Milli Görüş camiasının ağabeyi Ali Oğuz Bey in vefatını ve sevgiliye kavuşmasının acısını, hüznünü ve sevincini sevenleriyle paylaşır, kendisine rahmet ve mağfiret, sevenlerine başsağlığı dilerim.