Bu köşenin okuyucuları sık sık iktidar sözcülerinin dışlayıcı, ayrıştırıcı ve özellikle de korkutucu üslubundan rahatsızlığımı dile getirmeye çalıştım. Hatta birkaç kere de, “Savaşa değil seçime gidiyoruz, ortalığı savaş alanına çevirmenin anlamı olmadığını” hatırlattım. Ne var ki, iktidar kanadı propaganda üslubunu, “Muhalefete oy verirseniz kazandıklarınızı kaybedersiniz” ya da teröristlerle iş birliği yapmakla suçladı. Kısacası, terörle hiçbir ilişkileri olmayanlar terör işbirlikçisi olmakla, hainlikle suçlandı. Sonuç olarak bu üslubu benimseyenler az bir farkla da olsa seçimi kazandılar. Hemen belirteyim ki, seçimlerin insanımız ve ülkemiz adına hayırlara vesile olmasını diliyorum. Kısacası seçim kampanyası boyunca ileri sürülen iddialara göre sonuçlar açıklandığında görünen o ki, seçmenin yarısı iktidar sözcülerinin tarifine göre terör işbirlikçisi, böyle olunca da hain oluyorlar. Doğrusu böyle bir nitelendirmeyi demokratik bir sistem ile bağdaştırmayı bırakın yan yana getirerek izah etmeye çalışmanın yanlış olduğunu söylemeye bile gerek yok sanıyorum. Bu bakımdan bizlerin şu gelinen noktada ne dersek diyelim ülkeye bir yarar sağlamayacaktır.
Ancak, gerek ittifakların gerek tek tek siyasi partilerin seçim öncesi ve sonrası yaşananları gözden geçirmeleri, değerlendirmeleri, nerede yanlış bir strateji uyguladıklarını tespit etmeye çalışmaları gerekiyor. Yaşadığımız seçim ne ilk, ne de son seçim olacaktır. Hatta görünen o ki, önümüzdeki yıl yapılması gereken mahalli seçimler daha seçim gecesi gündeme gelmeye, hatta bazı siyasi liderler şimdiden teşkilatlarını harekete geçmeye davet etmiş bulunuyor. Bu bakımdan demokratik bir sistemde sistemin ana mekanizması seçimler olduğuna göre, her seçimden alınabilecek ders alınabildiği, bir takım eksikliklerin değerlendirilmesine vesile olabildiği takdirde, gelecek için yararlanılabildiği takdirde, gelecekte yapma ihtimali olan bir takım yanlışların önüne geçilebilir.
Bu noktada seçim kampanyasında ısrarlı bir şekilde yürütülen ayrıştırıcı, değersizleştirici üslubun hiç olmazsa bundan sonra terk edilmesi, kucaklaşmanın sağlanabilmesi gerekiyor. Kucaklaşmanın yararsız olacağına inananlar hâlâ o üsluplarını sürdürmekte kararlı iseler unutulmasın ki, bu tavırdan hem ülke, hem de insanımız zarar görecektir. Sanıyorum artık insanımız kesin olarak görüyor ki, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik şartlar giderek ağırlaşıyor.
Son üç gündür bankalardan insanların kendi paralarını çekemediklerini, bir tanıdığım da dün sabah 6 bankanın bankamatiğinden kendi hesabından para çekmek için dolaştığını ama para çekemediğini, son olarak şansını bir de Ziraat Bankası’nda denemek istediğinde bin lira çekebildiğini belirtti. Sanıyorum bankalar kendi aralarında müşterilerinin ihtiyacını karşılamamak için anlaşmış olamazlar.
Bu bakımdan seçim kampanyasını bir kavga bahanesi yapmış olanlar için o bahane de ortadan kalktığına göre öncelikli olarak siyasilerin kucaklaşması, topluma iyi örnek olmaları gerekiyor. Bu yapılmaz, hâlâ dışlayıcı sert üslup sürdürülecek olursa toplum olarak bundan zarar göreceğimizi unutmamak gerekiyor. Çünkü insanımız yapılanlardan bir kez rahatsızlık duydu mu ondan sonra her şeye kuşku ile bakmaya başlar. Söz gelimi her gün gazetelerimi aldığım markette Cumartesi gazete yoktu. Sebebini sorduğumda yanlış yere götürmüşler karşılığını aldım. Ama iş bununla bitmedi aynı markete seçim günü de gazetelerimi almaya gittiğimde yine yoktu. Bu defa soruma cevap da alamadım. Nihayet üçüncü gün yani dün gazetelerimi aynı bayiden alabildim.
Bunları aktarmaktan maksadım, milletin devletine güveni kaybolursa bilinmelidir ki, o ülkede huzur olmaz. Hâlbuki hep birlikte bu ülkede barış içinde yaşamak varken, bir seçim kazanmak uğruna insanları birbirine düşmanlaştırmanın, güvenmez hale getirmenin bu işi yapanlara da uzun vadede zarardan başka bir faydası olmayacaktır.