Bu ülkede uzun yıllar politikacılar toplumu korkutarak varlıklarını sürdürme, iktidar olma yolunu tercih ettiler. ‘Bize oy vermezseniz falan parti gelir’ diyerek karşı tarafı da öcü gibi gösterdiler. Kısacası kamplaşma iç politikada esas oldu. Bundan ülke yarar görmediği gibi, zarar gördüğünü, toplumun büyük acılar çektiğini hepimiz biliyoruz. Gelinen noktada korku politikasının geride kaldığı/kalacağı düşünülerken topluma yeni bir korku salınıyor. Bu korku, “Eğer Başkanlık sistemi olmazsa, ülke ciddi bir krizle karşılaşabilir” şeklinde özetlenebilir. Bu iddiayı anlamak çok zor.

Geçmişte Cumhurbaşkanı seçimi çerçevesinden yaşanan sıkıntıların bir daha yaşanmaması için Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesini öngören anayasa değişikliği yapıldı ve bu değişikliğe milletimiz ‘evet’ dedi. Yani artık Cumhurbaşkanı seçimi ve makamından kaynaklanan bir kriz yaşanmayacağı düşünülürken şimdilerde ortaya bir başkanlık sistemi atıldı ve bunun taraftarlarının gerekçeleri anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesinin önümüzdeki dönemde ülkeyi krize sürükleyeceği. Krize sürüklenebilir de demiyor, kriz kaçınılmaz deniyor. Madem Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi ülkeyi krize sürükleyecek ve bu gerçeği halkın oyuna sunulan anayasa değişikliğini gündeme getirenlerin olması acaba yine geçmişte olduğu gibi politikacılar toplumu korkutarak ayakta kalmaya mı çalışıyorlar sorusunu akla getiriyor.

Şahsen Başkanlık sisteminin krallık anlamına geldiği iddialarına katılmıyorum. Ancak, Başkanlık sisteminin krallık olmaması için partiler ve seçim kanunlarında ciddi değişikliklerin yapılması gerekiyor. Bugünkü uygulama ile Başkanlık sisteminde başkan hem partisinin tek seçicisi konumunu koruyacak, hem de tüm yetkileri elinde bulundurmanın gücüne sahip olacak. Bu noktada ABD’nin örnek gösterilmesinin gerçekçi bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum. Çünkü bizde partilerin genel başkanları tek seçici konumunda olduğu için milletvekili listelerinin, mahalli seçimlerdeki adayların belirlenmesine kadar son sözü parti genel başkanları söylediği düşünülürse bazı kesimlerin tereddüdünü haklı görmek gerekiyor.

Kısacası partiler liderlerin tek söz sahibi olduğu kurumlar olmaktan çıkartılamadığı sürece ülkemizde başkanlık sisteminin de krize yol açacağını söylemek yanlış olmaz. Bu bakımdan ülkemizin esas sorunu geçmişte ve günümüzde sistemden çok anlayıştan kaynaklanıyor. Yani, istediğiniz sistemi getirin demokrasi ve özgürlükler özümsenemediği sürece her an kriz söz konusu olabilecektir. Kaldı ki, Meclis’in seçtiği Cumhurbaşkanı’nın da yetkileri az değildi, önümüzdeki seçimlerde halkın seçeceği Cumhurbaşkanı’nın da yetkileri az değildir. Bu yetkileri icranın başı olanlar fazla bulup, kendi yetkilerinin azlığından şikâyet etmiş olabilirler. Ancak, hemen belirtelim ki, geçmişte özellikle Cumhurbaşkanı seçimi sırasında yaşanan sıkıntılar ve kriz, Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi ile giderilmiş olmayacak mı Böylece yarı başkanlık sistemine geçilmiş olmuyor mu Bu öyle oluca da başkanlık sistemi olmazsa kriz olur iddiaları bir dayatma olarak değerlendirilebilir. Özelikle Sayın Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde geçmişte yaşanan krizlerin yaşanmamış olması da gösteriyor ki sıkıntı sistemde değil, siyasi anlayıştadır.

Bu bakımdan artık korku politikasını terk ederek toplumu belli bir davranışa zorlamaktan vazgeçilmelidir. Toplumu terör belasından kurtarma adına başlatılan çalışmalar devam ederken, başkanlık sistemi olmazsa kriz çıkar iddiaları ile bu gelişme etkisiz hale getirilmemelidir.