KovId-19 sonrası siyasi ve ekonomik dengelerde yaşanan değişim, gündemden hiç düşmedi, salgının bireylerin ruh sağlığı üzerinde bıraktığı tahrifatlar ise pek dikkate alınmadı. Salgın hastalıkla birlikte artan korku, kaygı ve belirsizlik insanların hayat kalitesini bariz şekilde etkiledi ve ruhsal sorunlarda patlama ortaya çıktı.

Salgın hastalık her mahalleden birkaç insanı alıp götürdü ve üç yıl içinde onlarca insan hayata veda etti. Yaşanan kayıplar kronik korkulara yol açtı ve insanlar yakın mahalde öksüren, aksıran biriyle karşılaştıklarında patlamaya hazır bombaya dönüştüler ve öksüren kişiyi linç etmeye kadar varan tartışmalar yaşandı. Toplu taşıma araçlarında kazara öksüren kişiler “testim negatif çıktı, rahat olun” gibi açıklamalar yapsalar da insanlar o korku denizinden bir türlü çıkamadılar. Dostlar bir araya gelmekten, dokunmaktan, seyahat etmekten, uzak mesafeye açılmaktan korktular. Sanki görünmeyen bir tehlike peşlerini hiç bırakmıyordu.

Korku, güvenliğimizi tehdit edecek bir durumla karşılaştığımızda ortaya çıkan bir sinyaldir ve dengede tutulduğu sürece sorun olmaz. Yani korku “tehlikeye maruz kalabilirsin, önlem almalısın” uyarısıdır ki, uyarıyı doğru okuyanlar, tehlikenin kaynağına ulaşıp kurutabilirler. Yani duyduklarınızı, karşılaştıklarınızı, tanık olduklarınızı prosesleyip, sizin güvenliğinizi sağlamak için sinyal gönderen uyarıdan başka bir şey değildir korku. Ancak bizler doğal bir duygu olan korkuyu felaketleştirerek yıkıcı hale getirebiliyoruz.

Salgın hastalıktan sonra insanlar kış mevsiminde görülen hastalıkları olduğundan daha fazla abartıp korkuları ile başa çıkamamaya başladılar. Bu o kadar yorucu bir durum ki, kişi doktora gidiyor, ilaç desteği alıyor, sosyal alanını daraltıyor, beslenme programını değiştiriyor ancak korkularından bir türlü kurtulamıyor. Gizemli bir tehlike ülke ülke, şehir şehir, köy köy dolaşıyor ve kaçma şansınız yok, onunla yaşamayı öğreneceksiniz.

Salgın sonrası icraatlarının ne kadar işe yaradığını değerlendiren hâkim sistem bunu bir tahakküm aracına dönüştürdü. Doğanın, toprağın, suyun, insanın genetiğiyle oynayan, dünyayı resetlemekten, yapay zekâdan, insanımsı robotlardan bahseden ve insanı devre dışı bırakıp ilahlıklarını ilan etmeyi tasavvur eden efendiler eminim ki kazdıkları kuyuya er ya da geç düşecekler. Ve sanırım Kovid-19 yeni dünya düzeni için bir ön hazırlıktı ki; zevatlar bizim üzerimize hesap yapmaya devam ediyorlar. Nitekim salgın, toplumların yaşam şekillerini doğrudan etkiledi ve bireyler bu süreçle birbirleriyle yakın temas kuramadılar, uzaklaştılar, alışverişlerini internet üzerinden yaptılar ve sanki kendilerini takip eden bir düşman varmışçasına korkular depoladılar.

Teslimiyet neden, niçin, ne olacak, keşke gibi soruların üzerine çizik atan ve korkuyu umuda çeviren bir güçtür. Siz ne yaparsanız yapın sonucun ne olacağını bilemezsiniz o nedenle işi gerçek sahibine havale edip başınızı eğmelisiniz… Unutmayın, teslimiyetiniz sizi bir güven denizine fırlatır burada arınır, burada umutla koşullanır ve Allah’ın ne kadar yakınınızda olduğunu bütün hücrelerinizde hissedersiniz. O sizi rahmeti ile kuşatmışsa hangi kişi, hangi ideoloji, hangi güç zarar verebilir ki! O sizi rahmeti ile kuşatmışsa hangi korku sizi etki altına alabilir?