Hizmetçi efendisinin emrindedir ve bir ömür onun hizmetkârlığını yapar. Efendisinin sultası altında ezilen hizmetçi, burada ne bir takdir sözcüğü işitir ne de emeğinin karşılığını alabilir. Sürekli bir memnuniyetsizlik içindedir, saygı ve değer göremediğini örselendiğini hisseder. Allah’ın dinine hizmet gayesi ile yola çıkıp ömrünü bu yolda tüketen kimseler ise çevrelerinde büyük itibar görür ve saygı ile anılırlar. Allah bu insanları iki alemde de ödüllendirir. 

Hizmet kavramı Müslümanların yaşamlarında önemli bir yere sahiptir. Ancak hizmet ehli kişinin iki şey ile koşullanması şarttır; bunlardan birincisi halis bir niyet, ikincisi ise “biz duygusu” ile hareket edebilmektir. Aksi takdirde çarpık bir niyet ile yola çıkıp hizmet aşkından bahsettiğinizde ayaklarınız sizi niyetinizle orantılı bir yönü doğru sürükleyecektir. Bu insanların, hizmet kavramına vurgu yaparak hareket ettiklerini fakat türlü türlü tavizler vererek aslında kör nefislerinin hizmetkârı olduklarını görürsünüz. Geçtiğimiz hafta hatıralarımı karıştırırken gözüm -insanlığa hizmet edeceğim- diye yola çıkıp yönünü şaşıran bir hanım kardeşimizin öyküsüne ilişti. Hikaye aynen şöyleydi:  “Yıllar önceydi… Genç kızlar, inandıkları değerler ile okudukları okul arasında seçim yapmak zorunda bırakılıyor ve büyük bir kısmı okullarını bırakıp mücadeleyi kaldıkları yerden sürdürüyorlardı. O günlerde tıp fakültesi ikinci sınıfta okuyan bir arkadaşımızın bir hocamızla yaptığı istişareyi hiç unutmam. Hocanım, “dinden taviz verilerek dine hizmet edilmez, imtihandayız, Allah’ın emrini her şeyin önünde tutmalısın” diye tavsiyelerde bulunuyordu fakat arkadaşımız buna şiddetle karşı çıkıyor ve “hayır benim okuyup doktor olmam sonra da yoksul hastaları Allah rızası için tedavi etmem gerekiyor. Bu hizmeti yapabilmem için saçımı açmam gerekiyorsa açmalıyım” diyor ve kendisi gibi düşünmeyen arkadaşlarını ikna etmeye çalışıyordu. Arkadaşlarımızın büyük bir kısmı okullarını bırakıp, çok düşük ücretler karşılığında çalışmaya başladılar. Eğitimine ara vermeyip farklı alternatifleri deneyenler de vardı. Hizmet için gerekirse başımı açarım diyen arkadaşımız ise örtüyü çıkarmış ve eğitim hayatına devam etmişti.  Bu olaydan on beş yıl sonra hizmet için başımı açıp okumalıyım diyen ve eğitimini tamamlayıp muayenesinde çalışmalarına devam eden arkadaşımızın gerçek niyetini anlamış olduk. Mahallemizde bir hanım sezaryenle doğum yapması gerekiyordu ve durumu oldukça kritikti. O yüzden kendisini arayıp yardım istedik. Fakat konuştuğumuz kişinin artık “dava aşkı, hizmet ve Allah’ın rızasını kazanmak” gibi bir hedefi yoktu. Bize “ indirim yapamam, sonra aynı toleransı isteyen kişiler ortaya çıkar ki, bu benim iş hayatımı etkiler. Kusura bakmayın yardımcı olamayacağım. Ama aranızda para toplayıp tedarik edebilirseniz gönderin…” dedi. Davaya hizmet edeceğim diyen bir kişi, inancından taviz vererek yola çıktığında bunun arkası çorap söküğü gibi gelecek ve bir süre sonra şu patronun gözüne girebilmek için gerekirse yalan konuşabilmeliyim, şunu yapmak için şu kişiye iltifatlar edebilirim, şu kadar para kazanabilmek için gerekirse insanlığımdan ödün verebilirim diyecek ve bunda hiç bir bahis görmeyecektir. Ve artık bu kişi yaşadığı gibi inanmaya başlayacak, sürekli mazeretler ileri sürerek de kusurlarını örtmeye çalışacaktır.