(Geçen haftanın devamı)
Kuzey Irak, özellikle de “başkent” Erbil, son bir kaç yıl içerisinde müthiş bir fiziki gelişme göstermiş. Altyapı, çevre düzenlemesi, yol çalışmaları büyük ölçüde tamamlanmış, halen de yoğun bir yapılaşma devam ediyor.
Her taraf villalar, havuzlu sitelerle dolu. Alışveriş merkezleri, eğlence yerleri, beş yıldızlı oteller, lüks lokantalar, marka mağazalar, plazalar, devasa kamu binaları, dahası, İtalyan Mahallesi, İngiliz Villaları ve tabi ki Türk Lokantaları, hülasa ne ararsan var.
Dahok ve Süleymaniye’de de eskiye oranla büyük gelişme görülmekle birlikte, Erbil diğerlerine büyük fark atmış durumda.
Şehir, tarihi Erbil Kalesi’ni merkeze alarak başlayan, sırasıyla 30 m, 60 m, 100 m ve son olarak 120 metrelik çevre yollarıyla kuşatılmış ve bağlantı yollarıyla gayet düzenli bir şehirleşme ortaya çıkmış.
***
Bölgede bulunan 1800 yabancı şirketten 850’si Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ait.
Türk markalar revaçta. Tabelalarda bile tıpa tıp Türkiye’deki mağaza bilgileri kopya edilmiş.
Erbil’e girişte Iraklı Araplara, düşman yabancı ülke vatandaşı muamelesi yapılırken; Türk vatandaşlarına “duygusal bağlarla” şimdilik iyi davranılıyor. Ekonomik olarak daha da güçlenip, Türkiye’ye ihtiyaçları kalmadığında, yani tam bağımsız ülke olduklarında zannediyorum bu tablo böyle devam etmez. O zaman başka bir dille konuşurlar.
***
Halkın refah seviyesinin yüksek olduğu her halden belli oluyor. 300 dolardan 5 bin dolara çıkan milli gelir de bunun göstergesi.
Sanayinin olmadığı, ithalata dayalı tüketim çılgınlığının olduğu, marka-konfor tutkunu halkta, çok değil; bundan sadece 20-30 yıl öncesine kadar dağlarda yaşayan aç, işsiz insanların altlarında son model jeepler, isimlerini bilmediğimiz Amerikan arabaları caddeleri kaplıyor.
Evlerde Filipinli, Bangladeşli hizmetçiler, işyerlerinde İranlı, Suriyeli işçiler çalışıyor. Lokantalarda ve ticari alanlarda Lübnanlı ve Türkiyeli vatandaşlarımız, bürolarda Hindistan’dan gelen elemanlar çalışıyor. Anlayacağınız, bu gidişle Erbil’in, Dubai olmasına az kalmış.
***
Merkezi Bağdat hükümetiyle resmen tek ayrılıkları emniyet yani İçişleri Bakanlığı’ndaki bağımsızlıkları olsa da, gerçekte tek bağlılıkları banknotları, aynı parayı kullanıyor olmaları. Yakın bir gelecekte onda da ayrılıkları bu gidişle kaçınılmaz.
Bağlantı kurup yatırım yapayım, diyenlere Kuzey Irak, artık geç demek durumundayız. Irak’ta iş yapmak isteyenler için; riskleri göze almak kaydıyla güneyde büyük potansiyel var.
***
Irak’ın petrol merkezi Kerkük’ü ele geçirme hedefi, Kuzey Irak yönetiminin en büyük uğraşısı. Tüm hayaller Kerkük üzerine kuruluyor. Siyasi ve coğrafi olarak tampon bölge olan Kerkük bu özelliğini “güvenlik” ve “şehirleşme” alanlarında da hissettiriyor. Kerkük Kuzey Irak’la Merkezi Irak yönetimi arasında henüz paylaşılamayan bir yer.
Kuzey Irak’ın henüz Güney Irak’tan tam olarak kop(a)mamış olmasının nedeni biraz da bu konu, “Kerkük Mücadelesi!”
Kuzeydeki yönetim; burayı kendi topraklarına katmak için her türlü mücadeleyi veriyor. Öyle ki tüm güç odaklarıyla, karar mekanizmalarıyla, etkin şahsiyetlerle bunun pazarlığını yapıyor. Hatırlayacaksınız Birinci Körfez Savaşından kalma Musul-Kerkük; bize de çok yabancı değil. Rahmetli Özal zamanında “bir koyup üç alma” meselesi Musul Kerkük’ten çıkmıştı. Sonuçta beklentilerimiz/kuruntularımız ne olmuştu Bilmem, tarih tekerrür eder mi