Milletimiz için Avrupa Birliği ne girmekten başka bir çözüm düşünmeyenler ne diyorlar Eğer bizi birliğe almazlarsa, biz de Kopenhag kriterlerinin adına Ankara kriterleri diyerek, yine de yolumuza devam ederiz.

Hiçbir taviz almaksızın ülkemizi Gümrük Birliği ne sokanların düşünceleri de böyledir.

Çocukluğumuzda Anadolu ya sık sık cambaz kumpanyaları gelirdi. İp üzerinde yürüyerek çeşitli mârifetler gösterirlerdi. Her cambazın bir de ip üzerinde yürüyemeyen bir taklitçisi vardı. O taklitçi, cambazın yaptığını, yere serdiği ip üzerinde tekrarlar, "ben de yaparım" diye bizleri güldürürdü.

Şayet bizi Avrupa Birliği ne almazlarsa biz de, Kopenhag kriterlerinin adına Ankara kriterleri diyerek yolumuza devam ederiz diyenlerin mantığı işte bu derece isabetsiz ve yersiz bir mantıktır.

Bu, kayıtsız şartsız, bütün kanunlarımızı Avrupa ya benzetme düşüncesi kesinlikle ilmî, içtimaî, ekonomik, siyasî ve tarihî gerçeklerimizle bağdaşmayan bir düşüncedir.

Zira kanunlar bir ihtiyacın mahsulü olarak çıkarılır. Kanun çıkarılırken, halkın özellikleri, örf ve âdetleri, millî mânevî tercihleri gözönünde tutulur. Bu titizlik gösterilmeden, terceme ve taklit kanunlar çıkarılırsa, o kanunlar daha doğmadan ölmüş metinler haline gelir.

Onun için ABD de bile, her eyâletin kendi özelliklerine cevap veren yasalar vardır. Almanya daki eyaletlerde de durum böyledir. Ama siz kalkar toptancı bir davranışla, adeta gözü kapalı, AB den alınan mevzuatı, bizi birliğe almasalar dahi, biz yine de platonik AB aşkı uğruna, yolumuza devam edeceğiz derseniz, yere serilmiş ip üzerinde yürüyen kimseden farkınız kalmaz."

Her doktor kendisine müracaat eden hastasını, muayene eder, tetkiklerini yapar. O hastanın hastalığına şifa verecek ilacı tesbit eder, dozajını bile hastanın bünyesinin özelliğine göre ayarlar. Bir kişinin derdine çare bulmak için gösterilen bu ihtimamın, koskoca bir millet için gösterilmeksizin, gözü kapalı olarak, adeta acilen kanunlar çıkartarak, oldu bittiye getirilmesinde isabet olmadığı aşikârdır.

Ayrıca böyle bir harekette, kanunları, aynen taklit edilecek Batı nın içerisinde bulunduğu şartların da sorgulanması gerekmez mi Bostandan koparılan bir sebzeden yemek yapılabilmesi için önce kabuğunun soyulması, faidesiz kısımlarının ayıklanması, ondan sonra pişirilmesi gerekir. Böyle bir ayıklama yapılmadan kirli ve zehirli taraflarıyla bir sebzenin tencereye konulması, elbette ki akıl kârı değildir.

Batı nın tefessüh etmiş, kirli taraflarının hesaba katılmadan olduğu gibi alınmış olması yanlıştır, tehlikeli sonuçlar doğurur, cemiyetimizde telâfisi imkânsız yaralar açar. Zinanın, homoseksüelliğin, lezbiyenliğin, milletimizin, ailenin kutsiyetine olan inancı ve vazgeçilmez ve haysiyet duygusuna rağmen serbest bırakılması çok yanlış olmuştur.

AB taraftarlarının bütün bu tek taraflı yaklaşımlarına rağmen, onların Türkiye yi tam üyeliğe almayacakları anlaşılmıştır.

Üstelik bizimkiler, ne derece üyeliğe girmeye can atıyorlarsa, onların reaksiyonları da o derece artmakta, bir islâmofobyaya dönüşmektedir.

Diğer taraftan milletimizin de AB ye karşı güveni her geçen gün azalmaktadır, yarıdan aşağıya düşmüştür.

Bu durum karşısında "kötü komşu insanı hacet sahibi eder" şeklindeki atasözüne uyarak, bu ümitsiz sevdadan vazgeçilmelidir. Zararın neresinden dönülse kârdır.

Kaldı ki Efendimizin ikazı vardır. "Bir zaman gelecek Yahud ve Nasara kelerin (yani tarla faresinin) deliğine girseler, siz de peşinden girmeye çalışacaksınız" şeklindeki ikaz ve ihtarının sizlerce hiç mi önemi yoktur