Bir iftar programı dönüşü havaalanı bekleme salonundayım. Ankara’dan İstanbul’a gidecek uçağın kalkış saatini bekliyorum.

Genç bir kadın, elinde çantalar olduğu halde bir iki koltuk öteye yan tarafıma oturdu. Sonra ayağa kalktı ve çantalardan birinden bir köpek çıkardı. Minik bir süs köpeğiydi bu ve oyuncak değildi. Kucağına aldı, birbirlerini yalamaya başladılar. Cep telefonuyla bol bol resimlerini çekti, onu mutlu edebilmek için her türlü maskaralığı yaptı.

Hemen karşımda ise bir Anadolu kadını kucağında bebek olduğu halde, gayet vakur bir şekilde bekliyordu.

İki ayrı dünya, iki ayrı insan tipi.

***

Hayvan sevgisi iyidir. Köpekleri sevmek iyidir. Ama aşırı sevginin insan duygularını yanlış mecralara sürüklediği bir vakıa.

Yeri gelmişken, Araştırmacı- Yazar Ümit Şimşek’in “İtperestliğin kısa tarihi” başlıklı yazısını hatırlatmak istiyorum.

Şimşek yazısında aslında sevginin, aşkın, muhabbetin kendisinde hiçbir yanlışın olmadığını “olması”nın da mümkün olduğunu söylüyor.

Zira bunlar zaten insan hayatının mayasında mevcut olan duygular diyor. Hatta, bir liste yapılsa, bütün maddeler teker teker yazılsa, içinden de “sevgi” çıkarılsa, hayattan geriye hiçbir eser kalmayacağını vurguluyor.

Soruyor:

“Peki nasıl oluyor da aynı sevgi, en azından her birimiz kadar bu duyguya layık olduğunda şüphe olmayan bir insanı nefret listesine atacak, en azından onu bir hayvanın sekizde birine indirecek kadar köpeğe münhasır hale gelebiliyor ”

Soruya devam ediyor:

“Veya şöyle soralım: İnsaniyet muhabbetiyle hareket edenler arasında köpek düşmanlığı görülmezken, köpek muhabbetinden yola çıkanlar arasında insan düşmanlığı nasıl bu kadar yaygınlaşabiliyor ”

Devam ediyor:

“Sualin kendisi, yanlışın sevgide olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Eğer köpek muhabbetinin asıl saiki sevgi olsaydı, aşk olsaydı,  muhabbet olsaydı, bundan hiçbir surette bir kin, nefret, düşmanlık kokusu gelmeyecekti.”

Cevabı yine kendisi veriyor Şimşek:

“Hayır, köpekperestler aslında köpek sevmiyor. Onlar zaten sevgiyi çoktan unuttular. Sevgi, aşk, muhabbet, gönül, kalp… bunlar ve daha nice kelimelerin çoğu sözlüklerde kaldı. Halen dilimizde kullanılmakta olanların ise hemen yanı başında kullanılan diğer kelimelere bir bakacak olursanız, kimin hangi kavramdan neyi anladığını veya neyi anlayamadığını kolayca anlayabilirsiniz.”

***

Şimşek yazısına “kainatın boşluk kaldırmadığını” hatırlatarak devam ediyor. Muhabbetten yoksun olan kalplerin “telafi mekanizması”nın devreye girdiğini ve onu başka sevgilerle doldurduğunu söylüyor. Yazar, işte köpek sevgisinin burada devreye girdiğini hatırlatıyor. 

Devamını birlikte okuyalım:

“Gerçi köpek onu sevdi, o da köpeği sevdi. Fakat insanı olgunlaştıran bir sevgi değildi bu. Tam tersine, bu sevgiye paralel olarak kin, nefret, husumet gibi duyguların da kuvvet kazandığı görüldü. Sevdikçe hırçınlaştı insan, sevdikçe huysuzlaştı. Köpeğine olan sevgisini anlatırken, insanların kötülüklerini sıralıyordu. İnsandan nefret, köpeğe muhabbetin bir ölçeği olup çıktı. Köpeğine toz kondurmaz oldu. En küçük bir hakareti veya bir yan bakışı savaş ilânı saydı. Neredeyse bütün noksan sıfatlar insanlara, bütün iyilikler de köpeğe aitti.

Bir kutsal varlık oldu köpek. Çağdaş insanın mukaddesat listesine, değiştirilemeyen ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen bir değer olarak yerleşti.

Bu suretle insanlığının sonunu hazırladı çağdaş insan.

Ve, uygarlığının sembolü haline gelmiş şehirlerinde, gırtlağına kadar pisliğin içine battı.

Amsterdam, Budapeşte, Paris, New York bunlar ve daha nice Batı kentleri, şimdi çağdaş Batı uygarlığının alâmet-i farikası haline gelmiş köpek pisliği içinde yüzüyor.

Sadece Paris şehrinde, hergün köpekler caddelere 16 ton pislik bırakıyor. Parislilere yılda 10 milyon dolara mal olan bir sistemle, hergün motorsikletli özel ekipler bu pislikleri temizlemeye çalışıyor, fakat ancak 12 tonuyla baş edebiliyor. Köpek idrarından başka hergün en az 4 ton katı pislik, yağmurlarla beraber cıvıklaşıp ortalığa yayılmak üzere Paris sokaklarında kalıyor.

Bu pislik, Parislilerin sadece burun direklerini kırmakla da kalmıyor. Senede ortalama 650 kişi, Paris sokaklarındaki köpek pisliği yüzünden kayarak sakatlanıp hastahaneye kaldırılıyor. Artık Parisli anne ve babalar çocuklarına karşıdan karşıya geçmeyi öğretirken, sağa ve sola baktıkları gibi, önlerine de bakmayı sıkı sıkıya tenbihliyorlar. Paris’i ziyaret edecek turistler de aynı şekildeki ikazlarla karşılaşıyorlar.

Kısacası, artık Paris’in Eyfel Kulesi gibi bir alâmet-i farikası daha var. Ve bu alâmet-i farika, literatüre çoktan girmiş durumda.” (risalehaber.com)

***

Yazar Ümit Şimşek’i kutluyoruz. Çok değerli bir tesbit.

Modern insan yalnızlığını başka sevgilerde arayarak, içindeki “sevgi açlığını” köpek sevgisiyle doldurmaya çalışıyor.

Ancak ya köpek sevgisi beraberinde köpekliği getirirse