Soma’da yaşanan faciadan sonra işverenlerin ders alacağını düşünmüştüm. Karaman’ın Ermenek ilçesinde özel şirkete ait kömür madeninde yaşanan su baskınında mahsur kalan 18 işçi bize gösterdi ki, hâlâ işverenlerimiz bu dersi almamışlar. Ya denetleme görevi yapan devlet, yaşanan bunca iş kazası cinayetlerinden ders çıkarttı mı Herkes aslında payına düşen dersi aldı ama bunu ahlak derecesine göre aldı. Hangi işi yaparsanız yapın, ahlakınız doğrultusunda yaparsınız. Denetlemeye gelen müfettiş, ahlaklı ve Allah korkusu olan ve kanunlara sıkı sıkı bağlı biri olsaydı bugün o maden kapalı olacaktı.

Ya işveren! Maaşlarını düzgün vermeyen, servisleri kaldıran ve öğle yemeğini vermeyen işverenin ahlaki sorunu yok mu Üç aydır maaş alamayan aileler nasıl yaşar Bu nasıl bir densizlik Bunun insani bir tarafı var mı 3 işçiyi 25 ton kömür çıkarmaya zorlayan ve çıkaramadığında; ”yarın işe gelme“ diyen patronun ahlakını sorgulamayacağız da neyi sorgulayacağız. Allah’tan korkmazlar, kanunlardan korkmazlar! Allah aşkına bu insanları nasıl bir sistem yetiştirdi Bir işçi kalkıp “Köpek kadar değerimiz yok!” diyorsa, ülkemizde bize dayatılan sistemi baştan itibaren sorgulama zamanı geldiğini düşünüyorum. Sendikaların ağalık yaptığı bir ülkede işçinin hakkı, ahlaksız patronların eline kalmıştır. AKP hükümetlerinin icat ettiği “taşeronluk” sistemi burada da karşımıza çıkmaktadır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik; ”ocağı kapatacağımız zaman işveren 50 kişiyi devreye sokuyor” açıklaması, olayım vahametini göstermektedir. Birileri devreye girebilir, hatta başka bakanları da devreye sokabilirler. Bütün mesele sizin vicdanen ve yasaların emrettiği şekilde görevinizi yerine getirmeniz değil mi Hatır için verilen izinlerin sonucu ölümler getirdiğini daha önce ki olaylardan gördük. Bu durum da, işçileri işverenin ihmali değil, hatır için verilen izinler öldürdü. Bakanlığın bu ölümlerde büyük vebali olduğunu düşünüyorum. Bakan Faruk Çelik; devreye giren o elli kişinin kimler olduğunu açıklaması gerekir. Millet bilsin bu arabuluculuk yapan iş takipçilerini

Globalleşen dünyada liderliğe soyulan Türkiye’de hâlâ madenlerde 18.yüzyılın ilkel yöntemleri ile üretim sürdürmektedir. Bu madenler devlet tarafından denetlenip, işveren ikaz edilmiyor mu Çalışma Bakanı Faruk Çelik bu acı gerçeği şu şekilde ifade ediyor; ”Tüm küçük ocaklar kapatılmalı… Çünkü patronlar hiç yatırım yapmadı. Yeni teknolojiyi de getirmedi.” İktidar ağlama yeri değil, icraat yapma yeridir. İnsana sormazlar mı “Neden kapatmadın ”

Zonguldak, Türkiye’nin en büyük kömür havzası. Fakat bölgede 500’e yakın kaçak kömür ocağı bulunuyor. İnsanlar çaresiz bu ocaklarda çalışmak zorunda kalıyorlar. Bu ocaklarda üretim denetimin olmadığı gece ve hafta sonları yapılıyor. Birçok maden ocağında sorunlar ortak. Madencilere eğitim verilmiyor, çalışma saati bazen 8 saati aşıyor. İşçiler ocak kıyafetlerini kendileri alıyor. Özel ocakların aydınlatması zayıf. 220 Volt elektrik kullanılıyor, kabloların anti-grizu özelliği taşıması gerekir. Su ile temas ettiğinde elektrik çarpmasına neden oluyor. Ocaktaki havalandırma sistemi ise korkunç denilecek kadar kötü. İlkel küçük kompresörlerle havalandırma yapılıyor.

“Hesap soracağız” sözü havada kalıyor

Açılan davalar, bürokratların dokunulmazlığı, bilmeyen bilirkişiler, yargıdaki yavaşlık nedeniyle sonuca varılmıyor. Böylece yapanın yaptığı yanında kâr kalıyor ve devletin “hesap soracağız” sözü havada kalıyor. Davalar trafik kazalarında da uygulanan “taksirle ölüme neden olmak”tan açılıyor. Mahkemeler de duruşmalara kravatla gelen işverene ve diğer sorumlulara “iyi hal”den alt sınırdan ceza veriliyor. “bilinçli taksir” hükümleri uygulanması gerektiği halde uygulanmıyor.  Ölen öldüğüyle kalıyor. Bu durum değişmedikçe, işverenler yeterince önlem almak için yatırım yapmayacaktır. Patronlar kazandıklarını, iş güvenliğine harcamaktansa, lüks araba almayı tercih ediyorlar. Sorun anlayacağınız “Ahlâk” sorunudur. Allah’tan korkan insanların önlem almak için elinden geleni yapacağı muhakkaktır. Maneviyatın yerini maddiyat alan kalpler Allah’tan korkmazlar, kanunlar da korkutmuyorsa bu vicdansız insanlara yapılacak hiçbir şey yoktur.

3 yaşındaki kız çocuğunun “babam nerede” sorusuna bu vicdansızların vereceği cevap yoktur. Duymazlar bu çığlığı, babasız doğum yapan kadının tarifsiz acısını bu vicdansızlar anlayamaz. Yemek getiremeyip, elmayla karnını doyuran işçinin duygularını bu lüks araçlara binen maneviyatsız ruhlar anlayamaz. “benim çocuğum yüzme bilmez” diyen acılı anneyi villada yaşayan sendika başkanı anlayamaz. Ateş düştüğü yeri yakar. Akşam olup, herkes evine çekildiğinde, eşini, babasını, oğlunu kaybeden yüreklerde acılar bir kat daha artar. Rabbim acılı ailelere sabır versin.