Toplumların sağlıklı bir düzlemde olabilmeleri için eleştiri ve kritik yapabilme ortamının gerekliliği kaçınılmaz. Eleştiri ve kritik yapma genel bir değerlendirmedir. İyi ve olumlu, güzel olanların diğerlerinden ayırt edilmesidir. İnsanın doğruları olabileceği gibi yanlışları ve yanılma payları da bulunuyor. Bizim medeniyetimiz, gündelik hayatta ve hatta yönetimde yer alanların kapılarını açık tuttuğu en değerli olgudur. Eleştirilme, uyarılma ve kritik edilme. Bireyler günün değerlendirmesini yaparlarken bir bakıma kendilerini hesaba çekerler.

Birey olarak insan gece başını yastığa koyduğunda kendisini genel anlamda tartıya tutar, kendini hesaba çeker. Nerede ne gibi doğruları ve iyileri olduğunu, ne gibi yanlışları ve aksamaları olduğunun üzerinde düşünür. Bu, hem inanmış bir insan olarak dinî bakımdan hem de normal hayatının diğer alanlarında yapar. Bir Müslüman kendini hesaba çekerken hemen bütün eylemlerini ve edimleri gözden geçirir. Yanlışlara düşmeme adına pişmanlık için tövbe eder. Bu, bir daha yanlışa düşmememin söz verişi olur. Kendine söz vermek en güvenilir olanıdır.

Yaşamakta olduğumuz şu ortamda boğucu, bunaltıcı durumlar söz konusu. Bunu bir kesim için değil hemen bütün kesimler için söylemek durumundayız. Birbirlerinin sadece açıklarını gören, kusurlarını görmek için çabalayanlar iyi ve güzel olanı görmek istemezler. Kendilerini sadece kusur aramaya adadıklarından ortamı tam anlamıyla bir bulamaca çevirirler. Bunu yaparlarken kimileri belli ve bağlı bulundukları ideolojiler için, kimileri bağlanmış olduklarını putlaştırmaları sonucu onların asla kusurlarını görmeme, görememe duygusundan kaynaklanıyor. Saplantılı ruh halleriyle iyi ve güzel olanlar tam anlamıyla göz ardı oluyor.

Din ve medeniyet anlamında da aynı durumlar söz konusu. İnsanların kusurlarını gözetirlerken kimi ayıpların üzerini örtme gibi bir düşünceden uzaklaşıyorlar. Oysa kimi yanlışları ya da kusurları, kişi eğer uçuruma doğru sürüklenme düşüncesini taşıyorsa onu deşmeyi görev biliyorlar. Öyle ki doğru ya da yanlış haklı ya da haksızlıklara bakmadan tam anlamıyla bir karalama furyası başlar. Asıl olan insanın kurtuluşuna yardımcı olmadır.

Medeniyetimiz düzleminde insanların özgürlük sorunları bulunuyor. Bireylerin çıkarları ortamında salt kendilerini düşünmeleri bencillik ve çıkarcılıktır. Bir toplumun çürüyen yanları varsa bir an önce giderilmesi gerekmektedir.

İslâm düşüncesinin öncülerinin, Peygamberin yol göstericiliğindeki hakikat bilinci ve yolu her türlü sapmalardan korunmanın gerekliliği üzerinde durulur. İnsanlar genel anlamda kendilerini yönetenlere bakarlar. Onların aşama tarzları, alışkanlıkları ve tutumlarını ölçü alırlar. Kimileri bunları kendileri adına da uygularlar.

Toplumların çürümeleri genelleşince bunların önüne geçilmesi zorlaşır. Uçurumlar büyümeye görsün öyle olur ki artık geri dönüşü de olmaz. Müslüman olma görünümüyle yaşananlar sadece kişiler mal edilmez. Bu tam anlamıyla karşı ideolojiyi düşmanlık üzerine kurgulayanlara hem fırsat verir hem de bahane oluşturur.

Biz tabii ki insanlığın genel durumundan sorumluyuz ancak Müslümanlarla ilgili özel sorumluluğumuz var. Onların yanlışlarını söyleme, yol gösterme, uyarma asıl işimizdir. Bu da bunun tartısını yapabilenlere düşüyor.

Müslümanlar tam anlamıyla bir kuşatma altındadırlar. Bu, sadece günümüz ile sınırlı olmuyor, geleceği de hem belirliyor hem de etkiliyor. Emperyalizm ve onların çıkarcılarıyla iş tutmak kendileri için bir karşılığı olabilir ama genel anlamda Müslümanlara zarar veriyor.

Günümüzde yaşanmakta olan Gazze veya benzeri durumlardaki karmaşa insanların nasıl bir tutum içinde olacaklarını anımsatmak, yol göstermek bir zorunluluk. Siyonizm ve emperyalizm ile iş tutmak ya da ses çıkarmamak, yapılabilecekler var ise yapmamak bir gaflet ve büyük bir sorumluluk ve vebal. Biz uyarıcı olamıyor isek ne için varız?