Rabbimiz (C.C.) biz Müslümanlara “kısas hakkı” vermiştir. Bakınız, Bakara Suresi’nin 194. ayet-i kerimesinde mealen ne buyruluyor: “Bu sene haram ayda (savaşılması haram olan Zi’l-kade ayında) kâfirlerle savaşınız. Bu, bundan evvelki sene haram ayda o kâfirlerin savaşına mukabildir. Nasıl ki geçmiş senelerde müşrikler, Arapların indinde hürmet olunması âdet olan haram ayın hürmetini sizin üzerinize bozdular. Bu sene içinde siz de, haram olan ayın hürmetini onların üzerine bozmaktan çekinmeyin, onlarla harp edin. Zira haram ay, haram aya mukabildir ve her hürmette kısas vardır. (Eğer müşrikler haram aylarda ve Mekke ve Medine sınırları içinde bulunan harem bölgesinde sizinle mukateleye kıyam ederlerse, siz de onlara bi’l-mukabele kıtal edin, hemen kılıca sarılın. Zira dinen savaşlarda yapılması caiz olmayan şeylerde kısas vardır ve müsavat üzere muamelede beis yoktur.) Hürmet olunması lazım olan şeylerde kısas olunca, sizin üzerinize kıtal ile tecavüz eden kimseler üzerine onların size tecavüzü misillü siz de onların üzerine tecavüz edin. Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah takva sahipleriyle beraberdir.”  

Tefsir ve fıkıh kitaplarında bu kısasın ne surette yapılacağı tafsilatıyla açıklanmıştır. Kâfirler Müslümanları ne suretle öldürmüşlerse, aynı şekilde kısas yapmak Müslümanlar üzerine bir haktır. Tafsilatını öğrenmek isteyen bu konuyu mükemmel şekilde açıklayan “Mir’âtü’l Cihat” isimli esere müracaat edebilir. (sh: 697-704).

Müslümanlar, Cenab-ı Hakk’ın kendilerine verdiği bu hakkı yaklaşık 200 seneden beri kullanmıyor/kullanamıyor. Diğer İslâm beldelerini şöyle bir tarafa bırakalım, yalnızca Osmanlı Devleti’nin hâkim olduğu coğrafyada olup bitenlere bakalım: ’93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) esnasında ve savaştan sonra Müslümanlar hunharca katledildi. Yüz binlerce Müslüman Anadolu’ya göç etti.  Bu zulmün hesabı sorulmadı, Müslüman’ın kısas hakkı baki kaldı. Balkan Savaşı esnasında, Yunanistan’da, Bulgaristan’da, Bosna’da, Karadağ’da, Arnavutluk’ta, yüz binlerce Müslüman hunharca doğrandı. Yüz binlerce Müslüman asırlardır yaşadıkları ata-dede yurdunu terk edip Anadolu’ya sığındı. Bu kısas hakkı da baki kaldı. Birinci Dünya Savaşı’nda bu defa Anadolu’nun büyük bölümü işgale maruz kaldı. Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz Bölgesi’nde yüz binlerce Müslüman hunharca şehit edildi. Evleri yakıldı. Kadınlara, kızlara tecavüz edildi. Bunu yapanlardan bunların hesabı sorulmadı. Bu kısas hakkı da baki kaldı. Kısas alınmadığı gibi, üstelik en çok zulmü yapan Yunanlılara mükâfat verircesine, tek kuruş tazminat istenmedi. 12 ada ve Batı Trakya onlara terk edildi. Üstüne üstlük savaşı idare eden ve yurdumuzu harabeye çevirttiren Venizelos Anadolu’da krallar gibi ağırlandı. 

Gelelim yakın tarihe: Yaklaşık 40 yıldır, üst aklın piyonları ve yedi düvelin paralı uşakları yurdumuzu kan gölüne çevirmiş durumda. Binlerce kahraman askerimiz, subayımız, polisimiz ve binlerce sivil vatandaşımız şehit edildi. Bütün bunları yapanlara da kısas uygulanmadı. 

Geçenlerde Antep’teki canlı bomba teröründe polislerimiz şehit olmuştu. Yolda üzgün şekilde evine dönen bir polisimizi gördüm, selam verdim ve taziyede bulundum. Bana şehit polisin çocuğunun resmini gösterdi. İkimiz de duygulandık ve ayaküstü o yiğitlerin hesabının nasıl sorulacağını konuştuk. Söz dönüp dolaşıp “kısas hakkı”na geldi. Beşiktaş’ta Çevik Kuvvet polislerine yönelik terör saldırısında 44 nevcivan şehit oldu, 160’ı da yaralandı. Yaralı polisler içerisinde halamın torunu Ufuk da vardı. Henüz 5 aylık polisti. Bu pırıl pırıl, tertemiz yiğitlerin kanı yerde mi kalacaktı? Kayseri’de şehit olan 14 askerimizin kanı yerde mi kalacaktı? Ahmet Çakar canlı yayında açıkça “kısas hakkı istiyorum” dedi. Bu hakkı bize Cenab-ı Hak vermiş. Bir de diğer İslam coğrafyasında akıtılan Müslüman kanlarını düşünün. Onların kanı yerde mi kalacak? Bizler yazarız. Bu işin hesabını gerçekten soracak olanlar yazmaz, konuşmaz, yalnızca uygular. Şimdi olmazsa er geç o masumların âhı yerde kalmaz. Onların kısas hakkını zalimlerden alacak birileri çıkar.