BİLMİYORUZ kaçıncı mevsim oldu, meydanlarında şehitler vermiş bir halkın esaret altında kaçıncı Ramazan’ı. Nefes dahi almaya imkân olmayan cezaevlerinde, bu sıcak günlerde oruç tutan, orucu ve ümmeti tutan bir imanla direnen yiğit insanlar... Siyonist sisteme başkaldırdıkları günden bu yana, görmedikleri işkence zulüm kalmamış olan onurlu ve şerefli insanlar. Eylemin, direnişin, azmin ve yüce imanın bu yüzyılda, bu kadar aşikâr görüldüğü yürekler... Allah’a verdikleri sözü tutarak, yine O’nun huzuruna başı dik bir şekilde varabilmek için çekilen çilelere sabır ve direnişle “Rabbimiz ve sahibimiz Allah’tır” diyen, diyebilen Mısır’ın İhvan yürekli cesur insanları. Halkın seçtiği, teveccüh ettiği, ilk kez seçimle gelmiş bir cumhurbaşkanı, şimdilerde müebbetle yargılanmış ve cezaya çarptırılmış. Tüm Siyonist ve emperyalist zihinler bilmeliler ki, zalimlerin inananlar için verdikleri güya cezalar, inanan yürekler için ancak ve ancak Rabbin katında şerefli bir mertebedir. Muhammed Mursi, müebbetle korkutulacak veya müebbetten dolayı sessizliğe karışacak bir isim değildir. Allah adaleti gereği, yerin altındaki her cevheri yeryüzüne fışkırtmıştır. Yerin dibindeki zindanlarda, esaret altında bırakılan inanan yürekler bilesiniz ki çok yüce bir yerlerdeler. Yerin dibine gömülmek istenilen aslında bileylenmiş insanlar iken, düşüncenin ve fikrin tüm dünyada birçok yerde, milyonlarca savunucusu olduğunu unutuyorlar. Zamanın her anı şahitlik etmiştir buna, bu günlerimiz ise tarihe şahit tutulacağımız günlerdir. Yarın bizden, bütün bu günlerin tek tek her anını soracaklar. Bahsettiğim sorgu ahiret sorgusu değil, bizlerden sonra gelecek nesil için yaşadığımız bugünlerin bir bahsi olacak. Onlara, Mısır’da yaşanmış bu adalet dışı darbeyi anlatırken durduğumuz ya da durmamız gereken duruşu nasıl izah edeceğiz, onu düşünüyorum. Mısır’da bir halk kılıçtan geçirilirken ayağa kalkan bizler, ne oldu da yerlerimize oturduk. Düzelen ne idi de sinirlerimiz yatıştı. Mısır’da şehitler verilirken, ayağa kalktık, feveran ettik, sesler çıkardık, meydanlarda dualar ettik evet... Şimdi ne oldu da tekrar sessiz sedasız yerlerimize oturduk. İşte size ve bize bundan yirmi yıl sonra sorulacak olan bir soruyu şimdi sormak istiyorum dostlar:

“MISIR’DA BU KADAR ZULÜM VARKEN VE SİZLER HAK ADINA MÜCADELE VERİRKEN, ALLAH AŞKINA NEREDEYDİNİZ, SESİNİZİ ÇIKARMAKTAN ÖTE NE YAPTINIZ, “KALBEN BUĞZETMEK İMANIN EN ZAYIF DURUMUDUR” HABERİ SİZE VERİLMİŞKEN, SİZLER Kİ HERŞEYİN EN GÜZELİNİ EN İYİSİNİ İSTEYENLER OLARAK, GİTTİNİZ İMANIN EN ZAYIFINI MI TERCİH ETTİNİZ ”

Diye sorulduğu vakit, o nesle bir cevabımız var mı acep Zulüm alışkanlık yapar. Hem zulmü işleyen için, hem de zulmü yaşayan için. Bu kadar bebeğin hayatını bombalarla kaybetmesi biz gibi bir nesle nasıl normal gelir, din kardeşlerimizin zindanlarda nefes dahi alamıyor olması nasıl kanımıza dokunmaz. Meydanları neden terk ediyoruz, uluslararası dengeler yerin dibine batsın ki “o ülkenin iç meselesi” deyip geçiyoruz, politik ve demokratik Müslümanlığa kendimizi o kadar kaptırmış olmalıyız ki, bir mazlum hakkı için yeri göğü inleten bir ecdat mirasını ne hale getirdik. Zaman akıp gidiyor, elbet o günler de gelecek, Allah bize bir Osmanlı daha verecekse bu gün yetiştireceğimiz Osmanlı nesliyle mümkündür. Bizden mazlum eli tutmayan, mazlum için can vermeyen bir miras alırlar ise, gelecek zamana dair kimse bir Osmanlı beklemesin.

Selam ve daim muhabbetle...