Geçtiğimiz hafta sonu Cumhuriyet Halk Partisi’nde heyecanlı geçen kongre süreci vardı.
Özgür Özel, ikinci tura kalan seçimler neticesinde de olsa Kemal Kılıçdaroğlu’ndan genel başkanlık koltuğunu devraldı.
Kongrede çıkan sonuç Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinin devamı olarak da okunabilir. Siyasette bu tür değişimler her zaman olmuştur. Ancak mevcut genel başkanın kongre kaybetmesi, siyasi tarihimizde az rastlanan bir durum.
Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizin en eski siyasi partisi. Belirli bir geleneğe dayanıyor. Çok az da olsa zaman zaman siyasi yelpazesini genişletme çabalarına şahit olduk. Bunların en belirgini 2008 yılında İstanbul Sultangazi’de çarşaflı hanımlara Genel Başkan Deniz Baykal tarafından CHP rozeti takılması olmuştu. Bu adım kısa sürede kadük oldu ve bir sonuç alınamadı.
CHP siyasetindeki en büyük ve uzun soluklu değişim ise 2013 yılında başörtülü milletvekillerinin Meclis’e girmesi sürecinde yaşandı. O güne kadar benzer girişimlere çok sert tepki gösteren Cumhuriyet Halk Partisi, başörtülü vekillerin Meclis’e girmesine sessiz kalarak zımnen de olsa destek olmuştu.
İlerleyen zamanlarda benzer adımlar daha belirgin atılmaya başlandı. CHP ile muhafazakârlar arasındaki mesafelerin kapatılma girişimi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” adımı ile iyice hız kazandı. Kılıçdaroğlu’nun “başörtüsü” konusundaki özeleştirisi, gelinen noktanın en son adımı oldu. Biraz geriye dönecek olursak, Kemal Kılıçdaroğlu, 2019’daki yerel seçimlere yönelik attığı adımların karşılığını da aldı. Muhafazakâr seçmenin ağırlıkta olduğu İstanbul’da “muhafazakârları endişelendirmeyecek” ve daha geniş kitleye hitap edebilecek bir isim olan Ekrem İmamoğlu ile sandığa gidilmesi CHP açısından iyi hesap edilmiş ve aynı zamanda Kılıçdaroğlu’nun başlattığı adımların bir devamıydı. Sonuç olarak; özellikle İstanbul, Ankara, Adana ve birçok büyük şehirde netice alınmış oldu.
Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine gelindiğinde ise yerel seçimde alınan başarılı sonuçları cebine koyan Kemal Kılıçdaroğlu, kararlı bir şekilde adaylık sürecinde öne çıktı. Evet bu bir riskti ama her siyasi adım da kendi içerisinde belirli riskleri barındırır. Kılıçdaroğlu da bu riski aldı ve yüzde 48 oy alsa da kaybetti. Dediğimiz gibi aldığı riskin devamı olarak partisindeki genel başkanlık koltuğunu da kaybetti.
-Bugüne kadar ne oldu, bundan sonra ne olabilir!-
Siyasette yeri gelince risk almasını göze alanlar sonuç alabilir. Bazen kaybetse de. CHP içerisinde girişilen genel başkanlık yarışında öne çıkan ilk isim Ekrem İmamoğlu. Süreci yürüten de o. Evet, Özgür Özel kongrede genel başkan seçildi ama neyin nasıl olduğunu hemen herkes biliyor. Elbette siyaset, hedefler ile yapılır. Her siyasetçinin nihai hayalinde cumhurbaşkanı olmak olabilir. Bunda yadırganacak bir durum yok. Evinde oturup da belirli makama gelenler varsa da bunlar kaideyi bozmayan istisnalardır.
Buraya kadar “olanları” anlatmaya çalıştık, buradan sonra da “olacakları” tahmin etmeye çalışalım isterseniz…
Aslında yukarıda anlattığımız açılımın daha genişini Recep Tayyip Erdoğan yapmıştır ve hâlâ da gerektikçe yapıyor. Partide vekil, yönetici ve hatta bakan yapılan isimlerin birçoğu siyasetin farklı yelpazesinden gelen insanlardan oluşuyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nde uzun yıllar genel sekreterlik yapan Ertuğrul Günay’ın, Erdoğan hükümetinde bakanlık yaptığını sanırım bilmeyeniniz yok. Örnekler çoğaltılabilir.
Bu noktada birtakım ince detaylara bakalım isterseniz. Millet İttifakı’nın seçimi kaybetmesi bir gerçek ancak CHP’li bir ismin Türkiye genelinde yüzde 48 oy alması da ayrı bir gerçek. Seçim sonuçlarına “başarısızlık” olarak da bakabilirsiniz, “biz çıtayı yüzde 48’e kadar getirdik, şimdi yüzde 50’nin üzerine çıkmalıyız” diye de bakabilirsiniz. Hangi mantıkla sonuca ulaşmak kolay, hesabını siz yapın.
-6’lı masa 6 partiden oluştu da Cumhur ittifakı kaç partiden oluştu?-
Genelde 6’lı masayı sayısal olarak eleştiren siyasi analistler Cumhur İttifakı’nın da 6 farklı partiden oluştuğunu ve Tayyip Erdoğan’ın da seçimlere tek başına girmediğini, soldan sağa farklı partilerle bir ittifak yapıldığını gözden kaçırıyor. İttifak yapıp seçimi de kazanınca bu detay hatırlanmıyor, kaybedince ise eleştiri konusu oluyor.
Bütün bunlara ilave olarak, seçimi kazanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz günlerde 6 partiden oluşan ittifakını genişletmek için Cumhur İttifakı dışında kalan partilere yeni bir çağrı yaptı. Yüzde 52 oy aldıktan kısa bir süre sonra ittifakını genişletmeye çalışan Erdoğan’ın karşısına biz “aslımıza” döneceğiz ya da “köklerimize” dönüş yapıyoruz demenin matematik hesabında bir karşılığı yok. Yani “yenilenme” dediğiniz şey, aldığınız mesafeden “geri adım” atmaksa burada ciddi bir tenakuz var demektir.
Peki bütün bunları niçin anlatıyoruz?!
Sanırım şunu hepimiz biliyoruz; Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşananlar Kemal Kılıçdaroğlu’nun gidip Özgür Özel’in gelmesi ile açıklanacak kadar sığ bir durum değil. Özgür Özel’in de kendi başına kazandığı bir kongreden bahsedemeyiz. İmamoğlu’nun yürüttüğü çalışmayı ve siyasi gücünü, sanıyorum Özel de inkâr etmez.
“Ben siyaset yapacağım ama cumhurbaşkanı olmak istemiyorum” demek dünyanın en saçma cümlesi olur. Ekrem İmamoğlu’nun da cumhurbaşkanlığı hayalini anlayabiliriz, tıpkı Kemal Kılıçdaroğlu’nun hayali gibi. Ya da farklı partilerden farklı isimlerin. Ancak anlaşılmayan iki önemli nokta var. Hem de çok önemli! Getirilen seçim sistemi ile sonuç almak istiyorsanız asla “ben artık hedef kitlemi daraltacağım” diyemezsiniz. Bunu az zaman önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüzde 52’lik ittifakını genişletmeye çalıştığı bir ortamda asla yapamazsanız. İkinci ve daha önemli bir detay da yerli yersiz bulduğunuz her fırsatta “ HAMAS terör örgütüdür” diyemezsiniz. Avrupa ülkelerinde dahi siyasetçilerin bu kadar rahat kullanmadığı bir hüküm sözünü hiç yeri değilken parti kongrenizde “HAMAS terör örgütü” diyerek slogan atamazsınız.
- Ecevit’in, Baykal’ın, İnönü’nün, Kılıçdaroğlu’nun yapmadığını yapmak mı öze dönüş? -
Bugüne kadar Ecevit, Baykal, Erdal İnönü, Kılıçdaroğlu gibi parti genel başkanlarınızın ve hatta siyasi geleceği için beraber yola çıktığınız Ekrem İmamoğlu’nun dahi kullanmadığı ve asla kullanacağına ihtimal verilmeyen sözleri bu kadar hoyratça sarf etmek (yaşayan görür) kullananın karşısına çıkar.
HAMAS’ın operasyonunu tasvip edip etmemek ayrı şey, Filistin’in yok olmaması için canını ortaya koyan ve kurtuluş mücadelesi veren insanları terörist olarak yaftalamak başka şey. Bu aslında siyaset yapacağınız ülkenin halkının yüzde doksanını ve hatta partinizin seçmen kitlesinin büyük bir çoğunluğunu hâlâ tanımamışınız demektir.
Özgür Özel, bu çıkışlarıyla siyaseten daha uzun bir yol yürümek isteyen ve ısrarla her kesime karşı eşit mesafede davranma gayretinde olduğunu ifade eden Ekrem İmamoğlu’nun yolunu daha mı genişletiyor, yoksa daha mı daraltıyor bunu kestirmek güç olmasa gerek.