Her şehir bir insan gibidir, bu bakımdan her şehrin bir

kimliği vardır. İnsanlar arasında baş gösteren kimlik mücadelesi şehirleri de

bu çaba içine çekiyor. Bir şekilde şehirler de bu mücadele ve savaştan payını

alıyor.  Bu bakımdan şehirlerin de bir

ideolojisi var mı, var. Bir Ankara ile İzmir i kıyaslayabilir misiniz

Kıyaslayamazsınız. Bu iki kentte birçok alanda farklılıklar görülür. Başta da

medeniyet Biri batılı diğeri de ona göre doğulu. Ancak Ankara nın başkent

olması nedeniyle yönetimsel olarak kendi yapısı dışında ayrıcalığı vardır.

Ancak her kentte kendine benzer taraflar bulunur. Ankara nın Çankaya sı ile

İzmir i yan yana getirdiğinizde düşünce olarak bir farklılık göremezsiniz.

İstanbul un da böyle semtleri vardır; bir yanıyla doğulu diğer yanıyla da

batılı. Mesela bu yerlerden biri de Bebek tir: Batılı yaşam tarzının, lüksün ve

sükûnetin belirgin olarak hissedildiği zengin bir semt. Bir diğeri de

Eyüp tür.  Hz. Muhammed in (Sav)

sancaktarı ve Medine de Efendimizi misafir eden,  Ebu Eyyüb Halid bin Zeyd el Ensari den (Ra)

adını alan semt, İstanbul un manevi dönüşümünün ilk başladığı yerdir. Kayseri,

Konya gibi bazı şehirler muhafazakâr, İzmir, Antalya, Mersin gibi şehirler de

batılı görülür. Ancak bu ve diğer kentlerde hem muhafazakârlık hem de batıcılık

kültürel anlam da bir mücadele içinde olmakla beraber ne tam doğulu ne de tam batılıdır.  Düşünce ve yaşam açısından kent merkezleri

ayrı, varoşlar veya ilçeleri ayrı olan kentler de vardır. Bu haliyle bazı

semtler doğulu ve batılı olmakla beraber her iki iklimi de taşıyan kentleri de

görürüz. Türkiye nin duruşuna benzer bir haldir bu; ne tam doğulu ne de tam

batılı Bir bakıma insan kafası gibi karmakarışık, etkileri sürse de hayat

manasında değil ama düşünce bakımından kozmopolit bir yapı. Egemenliğin baskın

olmadığı bir yaşam veya egemen kılınmak için iki gücün çekiştiği bir alan.

Neticesiz farklı kültürlerin boy gösterdiği kentler Ancak bazı kentler farklı

dinler ve kültürlerin yaşam alanı olagelmişlerdir. Bu kentlerde eğer bir

mücadele öne çıkmamışsa buralarda hoşgörü kültürünün hâkim olduğu görülebilir.

Bazı Kentler İslamiyete hizmet etmiştir

Kıvrıla kıvrıla akan bir pınar kendi rengini ve coşkusunu

geçtiği yerlere hayat vererek toprakları yeşertir. Bu topraklarda yaşayan

insanların yaşama gücünü artırır, haz ve bereket verir. Şehirlere hâkim olan

hayatlar da berrak akan pınarlar gibidir. Coğrafyamıza baktığımızda bazı

şehirlerin medeniyetlerin adeta merkezi olduğu görülür. Bir veya birçok

medeniyetin yaşandığı kentlerde hayatlar etkilere göre de değişir.

Muhafazakâr olarak anılan şehirleri İslam şehirleri

olarak da anmak mümkündür. Bu şehirlerde yönetim açısından eski İslam

medeniyetlerini örnek alma adına hareket ediliyor gibi olsa da bu düşüncenin

taklitten öte gitmediği de bir gerçektir. Ecdat yadigârı camiler, medreseler,

bedestenler, çeşmeler, kervansaraylar, hanlar, hamamlar, köprüler zamanla

onarım görseler de bir kentin mamur olması sadece mimari eserlerle daim olmaz.

O eserlere mana âleminin düşüncesiyle estetiği birleştiren emeğin, alın terinin

hakkını zail etmemektir. İslam şehirlerinin vefasız evlatlar elinde yağma edilişine

göz yummamaktır.

Ecdadımız göğsünde taşırdığı imanla birçok şehrin

çehresini değiştirdiler, onları halis Türk ve Müslüman yaptılar. Bu şehirlerde

şekillenen sanat uhrevi vakitlere şahitlik ettiler. İslamiyet e asırlarca

hizmet ettiler. İnsana da bu gözden baktılar. İslam ı yaşat ki insan yaşasın

mantığıyla hareket ettiler. Ne zaman ki Allah rızasından ayrıldılar ardından

bir bir felaketler geldi. Yıkılma ve çöküş başladı. İnsanlar bir birine düşman

hale geldi. Birilerinin eliyle de etnik çatışmalar yaşandı.

İslam medeniyetini yaşandığı en önemli şehirlerden birisi

kuşkusuz İstanbul dur. İstanbul semt adlarıyla, evliya türbeleriyle dikkat

çeker. A.Hamdi Tanpınar a göre... Fetihten sonra İstanbul bütün

imparatorluğun ve Müslüman dünyasının gururu idi. Onunla övünüyorlar,

güzelliklerini övüyorlar, her gün yeni bir abide ile süslüyorlardı. O

güzelleştikçe, kendilerini sihirli bir aynadan seyreder gibi güzel ve asıl

buluyorlardı.

Tarihi mirasa sorumsuz nesillerin yetişmesi bu şehirlerin

tekrar eski hüviyetine kavuşması şimdilik mümkün görülmüyor. Hele bir de

nesillerin tarihine düşman yetiştirilmesi düşünülürse. Bu şehirlerin imarı

ancak ortak yaşama iradesi gerektirir. Ortak yaşadığı halde çatışma içinde

olunması da değil elbette. Bu da ancak; fedakârlıkla, hakla, hukukla, sevgiyle,

dayanışmayla mümkün olur.

Serüvenler yaşansa da Kentler güven vermelidir

Kentlerin bir de serüvenleri vardır. Çoğu zaman da

kentlere bazı şahıslar hususiyet katar. Kendi kişilikleri manevi bir gölge

olur. Bu edebi şahsiyetlerin anıları anlatılır. Sokaklar, evler, mekânlar bu

anılarla mutlu olur. Nesiller de bu atmosferden etkilenir. Her şehrin az çok

bir tanıyanı vardır. Bir bilirkişisi vardır. Şehirlere malolan kişiler vardır;

aynı Eyüp Sultan, Fatih, Sultanahmet, Haydarpaşa gibi

Zaman geçiyor bir de bakıyorsunuz ki sokaklar değişiyor.

Tarihi hükmü yok olmuş. Nasıl olmuş bu Kör bir kazma ahşap binaları ya yıkmış

ya da bir kıvılcımla yanmış kül olmuş. Bazı kimseler de iki üç katlı eski bir

binayı yıkmak için bahane arar ancak karşısına Koruma Kurulu gibi engeller

çıkar. Böylesi binaların yıkılması için akıllara şeytanca dürtüler gelir. Bir

sabah kalktığınızda bir binanın yıkıldığını görürsünüz. Nasıl yıkıldığı

müphemdir (!)

Kentler zamanla yeniden yapılanıyor. Bir yerleri

değişiyor. Alışılan yerlere haliyle yabancılaşıyor insanlar. Sonra yenileşme

sürecinde zihinler de değişiyor neredeyse ve insan eskiyi unutmaya başlıyor.

Hani derler ya eskiyi unut yeni yolu tut , diye! Öyle bir şey işte. Bir de bu

özellikle de büyük kentlere yeni insanlar gelip yerleşiyor. Ne de olsa İstanbul

gibi kentlerin taşı toprağı altın. Zamanla evlerini yapıyorlar; biçimli

biçimsiz ve bu şehirlere kendi anlayışlarını katıyorlar.  Fakat zaman öyle bir zaman ki insan hayatını

bire bir öğütüyor. Kentlerdeki ayrımların dahi farkına varamayanlar kendi

mecrasında sürüklenenler Ve yaşadığı o kenti dahi tanımakta zorlanıyorlar.

Kentlerin yapısı insanlara ya güven veya güvensizlik

aşılıyor. Kimi yerlerde ikide bir çıkan olaylar, araçlara saldırılar,

sabotajlar o kentin rengini karartmaya yetebiliyor.

Nasıl bir kentte yaşadığının farkında olanlar ve

olmayanlar. O kentlerin insanlara neler kattığını hiç düşünüyorlar mı,

dersiniz. Bundan pek emin değilim. Zira bir kötülüğü düzeltmek için el ve dil

gerekiyor. Bu da yetmezse Allah a havale etmektir. Kendi çevresinde yaşayan

insanlar olayların yaşandığı ve huzursuzluğun arttığı bir semtte çocuklarına

nasıl sahip olmaz veya olamaz. İnanılacak gibi değildir. Bazen, acaba buradaki

yetişkin insanlar kendi gençliğinin anarşist ruhunu bu sokaklarda görmekle

geçmişin heyecanını mı yaşıyor. Her ne olursa olsun şehirler güven içinde

olmalıdır.  Bunun içinde kenti tanımak ve

ona göre Allah rızasınca yaşamak gerektiğidir.