İnsanoğlu olarak sahip olduğumuz nimetlerin elimizden hiç gitmeyeceğini sanır ve ansızın kaybedebileceğimize ihtimal vermeden yaşarız. Sanki bedenimiz ve organlarımız gibi doğuştan bize lütfedilen şeyler veya evimiz, arabamız, malımız mülkümüz gibi sonradan edindiğimiz şeyler ya da eşimiz, çoluk çocuğumuz gibi vakti gelince yitirdiğimiz şeyleri hiç yitirmeyecekmişiz gibi zevk ve sefasını süreriz. Tamamen Rabbimizin kendi lütfundan verdiği ve bizim sahibi olduğumuza inandığımız nimetlerin varlıkları, kendimizle kaimmiş gibi davranır, onlara sahip olmanın ne türden bir şükür gerektirdiğini düşünmez, kaybetmeden kıymetini bilmemiz gerektiğini idrak edemeyiz.

Hiç şüphesiz saymakla bitiremeyeceğimiz bu nimetlerin belki de en başında geleni ve şükrünü en fazla ihmal ettiğimiz nimetimiz, sağlıktır. Öyle ki sağlığımız elimizden hiç gitmeyecekmiş gibi davranmaktan asla vazgeçmeyiz fakat bir an bir hastalığa yakalanmış olsak da ömür boyu hastaymışız gibi hissederiz.

Bir an sağlığımızı bozacak bir şey gelse başımıza, hayatımız sekteye uğrar, işlerimiz yarım kalır. Yapabildiğimiz pek çok şeyi yapamaz hale geliriz. Biraz başımız ağrısa ağrımadığı zamanları, bir kaza sonucu kolumuzu veya bacağımızı sakatlasak sağlıklı olduğumuz anları, soğuk algınlığına yakalanıp da nefes alıp vermekte zorlansak, zahmetsizce havayı solumalarımızı, boğaz enfeksiyonu geçirip de suyu bile içemeyecek hale gelsek, rahatça yemek yiyip su içebildiğimiz sofraları hatta parmağımızın bir yerinde küçücük bir yara dahi olmuş olsa onun verdiği acı ile acı çekmediğimiz zamanlarımızı özler, sağlığımızın kıymetini bilir ve biran evvel yeniden sağlıklı zamanlarımıza dönmeyi isteriz. O anlarda anlarız ki sağlığımız belki de üzerinde en fazla düşünüp şükretmemiz gereken bir lütuftur bizim için.

Her nimetin olduğu gibi sağlık nimetinin de bizim üzerimizde hakkı vardır. Her şeyden önce, Rabbimizin bize sonsuz lütfundan verdiği sağlık nimetinin kıymetini bilerek her an bu muhteşem nimet için şükür halinde olmalıyız. Elbette bu şükür yalnızca dilde kalmamalı, sağlığımızı kaybetmemek için çabalamak üzere de olmalıdır. Bir yandan inşa edilen güzel bir ev için ustasına teşekkür edip, öte yandan o evin duvarlarını yıkmak ne kadar komik olacaksa bizim de hem her fırsatta sağlığın öneminden dem vurup hem de ısrarla o sağlığı yitirmeye veya zedelemeye yönelik eylemlerde bulunmamız o denli trajik olacaktır. Bu komik duruma düşmememiz içinse yapacağımız şey bellidir, kendimize iyi bakmak! Kendimize iyi bakmak için ilk olarak, sigara veya alkol gibi hemen kısa sürede etki edecek ve sağlığımızı ciddi anlamda tehlikeye sokacak şeylerin yanına bile yaklaşmamamız gerekmektedir. Öte yandan ise içerisinde kullanılan koruyucu, renklendirici gibi maddeler itibariyle, uzun vadede bizi hasta ederek unutkanlıktan, sindirim sorunlarına, asabiyetten kansere varana kadar vücudumuzu hasta eden gıdalardan uzak durmamız gerekmektedir.

Bütün bunlara rağmen yine de vücudumuzun bir yerinden bir hastalık bizi yakalamış ise yapmamız gereken şey, bu hastalığı kendimiz için bir ecir kaynağına dönüştürmek ve zaten yaşamak zorunda olduğumuz bir sıkıntıdan ahiretimiz için faydalanmak olmalıdır. Çünkü hepimiz biliriz ki sağlığımızı kaybetmemiz de bizim için bu dünyada bir imtihan vesilesidir ve belki de kulun Rabbine nazlanabileceği, Rabbinse kuluna kapılarını sonuna kadar açtığı zamanlardır. Öyle ya şiddetli baş ağrısı ile namaz kılarken, mide ağrısı ile oruç tutarken, ayakta duramayacak bir durumda iken çocuklarımızla ilgilenirken, ağrıyan ayaklarımız ile cehd etmeye çabalarken, kul olarak ne denli aciz olduğumuzun bilinci ile her şey kendi elinde ve himayesinde olan İlah’a ellerimizi açıp dua ederken nazlanmak, hastalıklarımızı bonusa çevirme garantisi değil de nedir? Aynı şekilde bizi düşürdüğü her bir sıkıntıya sabretmemiz neticesinde cennetteki derecelerimizin yükseleceğini bilerek yaşamak, isyan etmek yerine şifa için sebeplere sarılmak ve sonucunda ise kulca boynumuzu bükmek bizden istenen şey değil midir?

Ama hepimiz biliriz ki hasta iken bu tür ilahi durumları düşünmesi veya düşünse bile tatbik etmesi zordur insanın. Çünkü şeytanın insana en fazla musallat olduğu zamanlardır bunlar. O yüzden zordur ve kıymetlidir zaten.

O halde, hastalıkların, yediklerimiz, içtiklerimiz, temizlik ürünlerimiz ve hatta giysilerimiz ile dahi üzerimize yağdığı bu zamanda bizler, bilinçli olup hem kendi hem de himayemiz altında olan ailemizin sağlığına çok fazla ehemmiyet göstermeli, sağlığımızı tehlikeye atacak şeylerden şiddetle uzak durmalıyız. Her şeye rağmen başımıza bir hastalık gelmiş ise bunun Rahman’dan olduğunu bilmeli, olabildiğince şifamızı aramalı ve fakat sonucuna razı gelmeliyiz. Tüm bunların da ötesinde sağlıklı olduğumuz zamanlarımızın kıymetini bilmeli, sağlığımızı boş işlerle, günahlarla, hatalarla heba etmemeli ve ansızın bir hastalığa duçar olsak ”Keşke sağlığım yerinde iken şunu yapsaydım!” diyeceğimiz şeyleri, henüz vakit varken yapmalı, yetirdiklerimizi yitirmeden nimetin şükrünü eda edebilmeliyiz.