Dünyayı saran virüs başlangıçta insanlığın fazlaca ilgisini çekmemişti. Daha doğrusu bir anda Çin’in sınırlarını aşıp tüm dünyayı istilaya yöneleceği beklenmiyor olacak ki, yaklaşık üç ay tüm dikkatler Çin’e yönelmişti. Ancak zaman ilerleyip hepimizin kapısını çalmaya başlayınca birdenbire tüm ülkeler kendi içlerine kapanmaya başladı. Bu ise küreselleşen dünyanın bir anda yok olmasına, tüm devletlerin içlerine kapanmasına vesile oldu. Küreselleşmeyi oldum olası sevememiştim ama bundan kurtuluşun olmadığının da farkındaydım. Ancak küreselleşen, bir başka ifadeyle globalleşen dünyanın belirleyiciliği birkaç ülkeye kaldığı için bundan rahatsızlık duymamak mümkün değildi. Çünkü ABD Doları'na insanlık mahkûm, dolar öksürünce tüm ekonomiler grip olur hale gelmişlerdi. Bu ise küreselleşmenin ötesinde birkaç hakim gücün dünyaya oturdukları yerden hakim olmaları anlamına geliyor. Bu hakimiyeti gizlemek, gözlerden kaçırmak için de küreselleşme ya da globalleşme gibi birtakım kavramlar piyasaya sürüldü. Bir bakıma dünya küresel bir köy haline gelmişti.

            Ülkelerin kendilerini virüsün yayılmasından korumak için sınırlarını kapatmaya başlamaları, ister istemez bu dünyanın kendi içine kapanması insanlarda dünyanın durduğu algısını oluşturdu. Halbuki duran dünya değil, insanların hareketliliği idi. Evlerine kapanmalarının oluşturduğu sessizliğe insanlar bir baskın haline yakalandılar. Belki zaman içinde alışarak bu noktaya gelinmiş olsaydı böylesine bir şaşkınlık yaşamayacaktık.

            Normal seyri içinde yürüyen işler ve hayat birdenbire farklı boyutlar kazanmaya başladı. Söz gelimi okulların tatil edilmesi, ders yılında programların tamamlanamayacağı endişesini gündeme getirdi. Öyle ise programların aksamaması için tedbir alınması gerekiyordu. Bunun için uzaktan eğitim akla geldi ve uygulanmasına karar verildi. Doğrusunu söylemek gerekirse ortaya çıkacak eğitim boşluğunun uzaktan eğitim ile nasıl doldurulacağı konusunda tereddütlerim var. Bunun çeşitli sebepleri var. Öncelikli olarak uzun yıllardan beri devam eden bir uygulamanın sebep olduğu alışkanlık söz konusu. Öğretim deyince akla hemen okul, öğretmen, öğrenci üçlüsü akla geliyor. Buna bir de aileyi eklersek sanıyorum öğrenim halkası tamamlanmış olur. Ancak uzaktan eğitimde de bu dörtlünün olacağı söylense bile yüz yüze olunmak ile sanal âlemde karşı karşıya gelinenin aynı sonucu vereceğini beklemek bana biraz zor görünüyor. Eğer öyle olsaydı, böylesine yüz binlerce okul binasına ve öğretmen kadrosuna ihtiyaç  kalmaz, devletler tüm eğitimi uzaktan yönetebilirlerdi. Hemen belirteyim ki, uzaktan eğitimden hiçbir sonuç alınamayacağını söylüyor değilim. Ancak istenen sonucu vermesi için bu uygulamaya tüm kesimlerin hazır olması gerekiyor.

            Her şeye rağmen öğrencilerin verilen tatilde başıboş bırakılmamış olması ailelerin de desteği ile yararlı olacaktır. Üzerinde durmak istediğim tek konu uzaktan eğitim değil. Ülkelerin içine kapanmış olmasının oluşturduğu yeni hava. Çünkü insanlar korunmak için ister istemez evlerine çekildiler. Dışarı çıkmaktan korkuyorlar. Daha doğrusu tedbir alıyorlar. Kısacası dünya salgından önce de dönüyordu, şimdi de dönüyor ama ülkelerin kendi içlerine kapanmaları dünyanın durduğu hissini uyandırmaya başladı. Bu noktada "Salgın sebebiyle olmasa normal seyri içinde dünya böylesine hareketsiz hale gelmiş olsaydı iyi mi olurdu?" sorusu akla geliyor. Her ne olursa olsun, insanların alışkanlıkları çok önemli. Alışkanlıklarından vazgeçmek zorunda olmaları onları mutsuz edebiliyor. Dileğimiz, salgının kısa sürede kontrol altına alınarak bu halin kısa sürmesidir.