İNSAN olma bilincin ötesindeyiz. Bir başka yerde veya
dünyada. Bizi bizimle buluşturacak olanın çok ötesinde. Kendimizle
buluşamıyoruz. Engellerimiz var. Başta kendimiz. Kendimiz kendimize ayak
bağıyız. Değerlerimizi ötelediğimiz gibi, kişiliğimizi oluşturacak duruştan da
yoksunlaşıyoruz.
Okuma, bilgilenme ve öncülerin yanında bulunma
özelliklerimizi yitirdik. Sıradanlıkların peşindeyiz. Kendimizi sıradanlıklara
ve rastlantılıklara terk etmişiz. Bizi nereye götüreceğini bile bilmiyoruz.
Şöhret tutkusu, zengin olma, günü doyumsuz yaşama hırsının tuzağındayız.
Asıl yapacaklarımızın uzağındayız. İşimizi gücümüzü
bırakmış malayaniliklerle uğraşıyoruz ve bir ömrü heba ediyoruz. Dedikodu,
başkalarını çekiştirme, başkalarının önünü kesme, sevgisizlik, güvensizlik,
iftira gibi ne kadar olumsuzluk varsa onun bataklığında debelenip duruyoruz.
Sadece laf kalabalığı, gösteri, şaşaa ve debdebe ileyiz. Bir medeniyet krizi
yaşandığı gibi bir de kişilik krizi yaşanıyor. Asıl sorun burada.
Birliktelikleri ve güçleri oluşturan bireylerdir. Bireylerin birliktelikleri,
güç birlikleri, dayanışmaları, sevgi ile bağlanışları büyük güç oluşturur.
Ayrılıkları ve sevgisizlikleri büyük yıkıma götürür.
Zamanın çarkı ağır dönüyor ya da insan bu çarkı elleriyle
ağırlaştırıyor, kendine de zulmediyor.
Duygular aklın önünde. Akıl ise hırslara yenik. Orta yolu
yok denebilir. Akıl ile kalbin birlikteliği yok. Olanlar bile anlık duygu ve
hırslarına yenik düşebiliyorlar. Şöhret ile çıkar çekici, büyüleyici ama kısa
ömürlü.
Ömür kısa yol uzun. Hayatın her anının mutlaka en iyi
şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Hiçbir şey boşluk kaldırmıyor. Boşlukları
büyütmeden ve ara vermeden en iyisini, en güzelini yapmakla yükümlüyüz.
İşimizi gücümüzü bırakıyoruz bulunduğumuz ortamları
dedikodu bataklığına çeviriyoruz. Nedense bu gibi yer ve durumlar çekici
oluyor. İnsanı, yani kardeşlerimizi
çekiştiriyoruz. İnsan etini çiğnemekten geri kalmıyoruz. Kan içici, ruh deşici,
ortalığı bulandırıcı bir haldir yaşanan. Kimse ne yapması gerektiğini
düşünmüyor. İrade sanki birilerinin elinde veya yönlendirmesinde.
Bir araya gelindiğinde şunun bunun ne yaptığı sorgulanır.
Kendilerinin ne yapmaları gerektiği üzerinde durulmaz.
İnsanlar birbirlerini tanımadan birbirleri hakkında hüküm
veriyorlar. Tanımadığı etmediği biri hakkında başkasının yorumlarıyla düşünüyor
ve ona göre davranıyor. Hayatı kalabalığa boğuyor ve onun içinde yitiyor âdeta
boğuluyor. Bütün bunlar insanın insana olan güvenini azaltıyor.
Her adımımız, her eylemimiz bizi ileri götürmeli.
Dünyanın dönen çarkını iyi kavramamızı neyin nasıl olduğunu öğrenmemiz bizim
yararımıza. Ama olumsuzlukların tuzağına kapılamadan kendi dilimiz, üslubumuz
ve yöntemimizle yolumuzu sürdürüşümüz daha bir önem kazanıyor. Biz, biz
olmalıyız.
Birileri dedikodu ve yalan ile yaftalanmayıversin bu
giderek dedikoducu ve laf taşıyıcılar tarafından yaygınlaştırılıyor. Sosyal
medya denilen bataklık ise bunu giderek hızlandırıyor.
Sevgi dağımızı büyütmeden, gönül birlikteliklerimizi
oluşturmadan, el ele tutuşmadan hiçbir yere varamayız. Kendi bataklıklarımızda
yiter gideriz.