Akılda aydınlık bir sarkaç. Geceleri ağaçlar ne yapar. Karanlıkta bir ağaç. Kaldırımda tek başına. Korkar mı acaba. Sokak ve caddelerin lambalarından sızan ışığın etrafını tam olarak aydınlık yapamadığı ağaç. Yapraklarını yavaş yavaş sarıya boyayan sonbahara küser mi. Yeşilin merhameti de sarının hoyratlığı da lazımdır belki. Yapraklarını yavaştan döken sonbahar rüzgârlarına darılır mı. Kırılır mı ıslak gecelerine yağmurların. Bulutların el sallamasına gülücükler gönderir mi. Sahi bu ağaç geceleri karanlıkta tek başına nasıl duruyor ayakta. Bekçi düdüklerinin uzaktan gelen sesine, polis arabalarının sirenlerine karışan karanlığın koyulaştıkça seslerle açıldığına mı inanıyor. Güveniyor belki de insan seslerini andıran her sese. İnsan çünkü önce sesiyle vardır hayatta. Dünyaya geldiğinde ben geldim dercesine ağlar seslenir insan oğulları ve kızları. Kime kimlere seslenir; hey ben geldim, ben gelmeli miydim, gelsem uzaklar yakın mı olur yakınlar uzak mı.

Sıradanlık belediyelerinde yüzeysellik kentleri kurulmuştur. Karanlık baltalar gün boyu ağaçların üzerinde veznedarlığa hazırlanıyorlardır. Her hesabın karanlığı aydınlık alanlara düşüyor. Hıncahınç ağaçsızlık var meydanlarda. Kara karanlık meydanlardan sürünerek ara sokaklara dalıyor. Caddelere çıkıyor sokaklara iniyor, bulvarlara vuruyor, yollarda yolaklarda dolaşıyor. Her gittiği yerlere çiğ izler bırakıyor dönüp hâsılatı toplamak için. Karanlık baltalar ağaçların gizli düşmanıdır. Her yerde tezgâhları var, ucuzluk satmak için. Kapatmak için ağaçların hürriyetlerini.

Bilmiyorlar ki sessizliği yenmek zordur. Kuşların cıvıltılarını dinliyor baharlarda. Kaldırımda tek başına geceye meydan okuyor. Karanlığa karşı duruyor. Karanlıklara. Göğün derinliğindeki yıldızlar yoldaşı oluyor ağacın. Her gün korkuyu korkutuyor dimdik ayakta duruşuyla. Ayakları öyle derin ki… Kazmalar kazıyorlar kazıyorlar sökemiyorlar köklerinden. Kökleri yüzyılların ırmaklarında her gün yıkanıyor. Her gün biraz daha derinleşiyor köklerine. Yüzyıllardan gelip yüzyıllara gidiyor. Emin adımlarla kendi yolunda. Kendi kendini yenerek her gün. Her gün kendi aydınlığında kendi kıvrımlarında. Kıvrılarak toprağın altına kıvrılarak ufuklara. Düş görüyor her umutta. Umutlarla. Taptaze karşılıyor sabahları, öğleleri, akşamları, geceleri. Eskitmiyor zamanları. Kurutup asmıyor saatleri dakikaları saniyeleri. Her vaktin bir rüyası duruyor uzak uykularda. Uyanmak için büyük rüyalara. Gözlemliyor gölgeleriyle görünmeyen etrafını. Rüyalı dağlarını…

Neler var içinden çıkılmayan içlerde. Kedi seslerinden bir müzik ağaç için. Ağaç için küllerin birleşimi tekrar. Yanar dünya ağacın içinde. Kor ateş olmadan yanar. İçin için içini biriktirir. Köpek seslerinden korkmaz ağaç. Bilir ki her ağacın gölgesine havlar köpekler. Gölge severler gölgenin sahibini sevmezler. Bilmezler ağacın padişah kadar yalnızlığını. Saraysızlıklar kadar yalnızlığını. Sert kayalar kadar. Bütün fırtınaları yemiştir. Bütün acımasızlıkları. Bütün merhametsizlikleri. Bütün adaletsizlikleri. Koynu dopdolu bir ağaç. Şapkası dimdik. Yürüyüşü süratli ve kavi. Kavilleştiği içlerde.

Sürgün verir. Sürgündür karşılığı. Katılık kütük gibi oturur içine. Devlet gibi oturur böğrüne. Yine de sever sevgileri. Atılmış her adımı. İzliyor kaldırımlarda. Karşıdan karşıya geçenleri. İzliyor bir çocuğun gözlerini. Gönüllerini annelerin. Sonsuz gönüllerini. Bir yaprağın düşerkenki halini. Bir dalın tutunurkenki kesimini. Kesitini sessizliğin. Ezelini ezginin. Ebedini dinginliğin. Işıtıyor yazgıları.

Ağaç ağaçlığıyla aydınlığa gömülüyor!