Ortak akıl... İstişare… Konuşma, görüşme, fikir alma, düşünce açıklama övülmüş bir haldir. Bir kişinin yahut bir zümrenin tasavvuru, kararı genel olarak eksik yahut hatalı bulunmuştur.

Bulunmuştur ifadesini inanç kaynaklarına dayandırıyorum.

Akletmek, düşünmek, kıyas etmek tembihlenirken, elbet bir kişinin tespiti, tek başına alacağı karar , sonucu itibarıyla olumlu çıksa da, ortak akılla varılan sonucun bereketini vermeyecektir.

Max Weber, karizmatik liderliğin, toplumları geliştirdiği fikrini savunsa da… Kimi filozoflar, dönem öncülerine peygamberi vasıflar yükleseler de, istişarenin tadı ve lezzeti hiçbir kararda rahmaniyet kesbetmeyecektir.

Elbet, öne çıkan zeki, öngörüsü zengin, kararlı, cesur, donanımlı insanlardan bahsedebiliriz. Bulundukları yerlerde hemen sivrilen bu insanların konumları hep farklı olmuştur…

Peki, halleri ve zekaları farklı diye, sadece bir insanın yada bir zümrenin hayata ilişkin kararları, sözleri, tespitleri mutlak doğru olabilir mi?

Yahut doğru kabul edilir mi?

Karizmatik liderlik, genel olarak ortaçağda daha çok kendini yaşatmıştır.

Kişilerin etraflarında dönenen efsaneler, masallar, hikâyeler, güçlü kişiliklere yeni zenginlikler ve güçler atfetmiştir.

Zaten, karizmatik liderlerin mutlak arka bahçelerinde renkli, acıklı, kahraman kokan materyalleri vardır.

Sıradan, hikâyesi olmayan, dünlere ait masalları bulunmayan insanlar zaten karizmatik olamazlar… Efsane kategorisine yükselemezler.

Peki, gerçekten beşer olan birinin, birçok akıldan daha akıllı olması, daha isabetli kararlar vermesi, uzağı daha çok görmesi… İhtimalli problemleri yönetmesi mümkün olabilir mi?

Günümüzde… Hâlâ doğu toplumlarında… Halkı uyutulmuş, halkın iradesinin ipotek altına alındığı beldelerde, insanüstü vasıflarla göğe yükseltilen karizmalar vardır.

O karizmatik kişi, her şeyi bilir.

O karizmatik lider, aynı zamanda tıptan anlar, mühendistir yerinde, ziraatçı, eğitimcidir. Toplum da bu tür yakıştırmalarda bulunur karizmatik lidere.

Hâlbuki bir insanın her şeyi bilmesi mümkün olmayacağı hatıra getirilmez.

Oluşturulan hikâyeler… Oluşturulan imajlar, çoğunlukla aklın, mantığın önüne geçer... Olup biteni kimsecikler sorgulamaz.

Durum böyle olunca da, tek kişinin etrafında dönen yapılar oluşmaya başlar. Yapıyı oluşturanlar bile bir müddet sonra bunun yanlışlığını görürler görmesine ama artık değiştirme kudretleri kalmaz.

Masalcıların arısına katışmaktan başka çareleri de yoktur.

Bu zamanda... Bu çağda… İnsanlar, deneyimlerini katık yaparak yeni harmanların, dağların, medeniyetlerin yamaçlarında dururlar… Yeni yöntemler, yollar, çareler üretirler… Üretmek zorundadırlar da…

Dayatılan, masallardan oluşan zemin, kaygandır ve yarınları yoktur.

O halde… Ortak akıl çaredir, ilaçtır, doğru metottur.

Kişiler ne kadar kabiliyetli, donanımlı, zeki olurlarsa olsunlar, yine de, çevrelerine, iş bilenlere dönüp, akıl almak, değişik fikirlere danışmak zorundadırlar.

Bunu yapan toplumlar ileriye, yapmayanlar geriye gidecektir.