Toplumları kimliksizleştirmek, aidiyet duygularını yaralamak ve zihinlerini boşaltmak için kullanılan sihirli sözcüklerin başında, "Küreselleşme ve globalleşme" geliyor. Bu kavramların içine istediğiniz şeyi yerleştirebiliyorsunuz. Bilgi evrenseldir Sermaye evrenseldir Teknoloji evrenseldir Mesela, son dönemde ülkemizin tüm verimli ve karlı müesseselerinin birer birer yabancı para babalarının eline geçmesi olayına, medya kalemşörlerimizin ve para putuna esir olmuşların getirdiği yorum şu: "Sermaye evrenseldir Paranın milleti, milliyeti yoktur Siz bu paradan istifade etmeye bakın"

Oysa paranın bile kendine ait bir kimliği vardır Aidiyet noktası vardır Parayı ayrıştıracağınız en temel kimlik, "Helal, haram" boyutudur. Sermayenin temerküzünde kullanılan yöntemlerin meşruiyet boyutudur Avrupa ya da Amerika da müthiş bir refah, herkesin bir şekilde rantlandığı konforizm varsa, bunu sağlayan kaynakların ne olduğuna bakılmalıdır. Batılı beyaz adam, kendi insanına sağladığı konforizmi, üçüncü dünya ülkelerinin yer altı ve yerüstü kaynaklarını sömürerek elde etmiştir. Bu insanların kan, gözyaşı ve alınteri üzerine kurduğu "konforizm imparatorluğu" ve gayri meşru her türlü işe girerek elde ettiği kirli paradır, temelde tartışılması gereken. Bankalarımız satıldı Türk Telekom satıldı Çimento fabrikalarımız satıldı Kafalarını "yeşil banknotların satın alma gücüyle" bozmuş akıl babalarımız, "Korkmayın, paradan korkulmaz. Türkiye ye para akışı sağlanıyor" diye fikirler yumurtluyorlar. Paranın satın alma gücü nereye uzanabilir Yani, her parayı bastıran, bu ülkede istediği şeyi, istediği fiyatta satın alabilir mi Bugün bu değerlerimizi satılığa çıkardık, yarın ne olacak Bu sorunun cevabı yoktur Kendi kabımızdan çıkmalıyız Yabancı sermayenin Türkiye ye yatırım yapmasının önünü açmalıyız Evrensel düşünmeliyiz Bu yaklaşımlar, bir kağıt parçasının herşeye tahakkümüne zemin hazırlamaktan başka bir şey değildir. Hani bazı Türk filmlerinde esas oğlana kız babası sevdasından cayması için yüklü bir para teklif eder Esas oğlan haykırır, "Senin milyonlarca liran benim aşkımı satın alamaz" Tam olarak karşılamasa da, bu satışlarda düşünülmesi gereken şey budur Kimbilir hangi yöntemlerle biraraya getirilmiş, gözyaşı, kan, emek sömürüsüyle elde edilmiş o paraların ortaya koyacağı gücün, bazı şeyleri satın alamayacağını tasavvur etmek gerekir. Bizi yavaş yavaş uçurumun dibine doğru itekleyen şey, "Parayı put haline getiren" zihniyetin hayatımıza biçim vermesine izin vermemiz Önceki gece TRT2 ekranlarında Karanlıkta Uyananlar (1964) adlı bir filme denk geldik. Yönetmenliğini Ertem Göreç in yaptığı filmin başrollerinde, Ayla Algan, Fikret Hakan, Kenan Pars gibi isimler oynuyor. Konusu, tam da bugünlerdeki tartışmalara şıp diye uyan bir film. Bir boya fabrikası Babası öldükten sonra işleri kötü gidince fabrikayı satmak zorunda kalan bir işveren İşçilerin grevi Filmin en can alıcı bölümünde siyah bir arabadan inen dört adam, grev yapan işçilerin arasında ilerliyorlar Birisi soruyor, "Kim bunlar " "Bunlar fabrikayı alan yabancılar Kan emiciler Siz bir kazanırken, onlar bin kazanır" İşte, sermayeye tapanların bizi getirmek istediği nokta: Karanlıkta Uyananlar, Ayakta Uyuyanlar!