Hep duyardık Newyork ta iki dakikalık elektrik
kesintisinde onlarca soygun, yüzlerce gasp, bir o kadar da taciz ve tecavüz
oluyormuş diye.
Bir yandan elektriksizlik nasıl bir şey acaba diye merak
etmiyor da değildik.
Çağımız makine çağı olduğu kadar aynı zamanda elektrik
çağı.
Teknik imkânlar, teknolojik yaşam, hayatımızı
kolaylaştıran ne varsa hep elektriğe bağlı.
O gittiği zaman ne ısınabilirsiniz ne serinleyebilir ne
de görünür görünmez mesafeleri aşabilirsiniz.
Teknolojiyi hâkimiyetimiz altına alalım diye uğraşırken
tam tersi oldu, teknoloji bizi hâkimiyeti, hatta esareti altına aldı.
Bedensel kuvvetimize, kas gücümüze güvenemez hale geldik.
Bir şeyi teknolojik vasıtalar olmadan yapmak şöyle
dursun, göze bile alamıyoruz.
Şimdi şöyle bir gücümüzü ve de gözümüzü tartalım, acaba
işyerinden evine yürüyerek gitmeyi göze alabilecek şunun şurası kaç kişi var
aramızda
Gözünüz kesmedi değil mi İki duraklık mesafeyi bile
yürümek yerine -ki pekâlâ yürüyebiliriz- arabaya binmeyi tercih ediyoruz.
Hayat koşullarının
dayatmasını inkâr etmiyorum elbette.
İnsanın kendine bile yetişmekte aciz kaldığı kent hayatı
insanda sürekli geç kalıyorsun hissi oluşturmakta ve duygu zamanla vehim
üzere yaşama boyutuna gelmektedir.
Salı günü ülke çapında maruz kaldığımız elektrik
kesintisi daha önce test etmediğimiz bir hayati gerçeği deneme imkânı sağladı.
Nasıl da elimiz ayağımız bağlandı birden. Nasıl da şarjı
bitmiş telefon sessizliğine gömülüverdik.
Çalıştığım yerde elektrik dışı bir tesisat olmadığı için
su kaynatıp da çay demleyecek imkân bulamadığımız için günü çaysız geçirdik.
Sevgi ve muhabbetin adı bile elektrik haline gelmişken
insan olarak elektrikli ev aletinden pek farkımız olduğunu söylemek iddiadan
öteye geçer mi bilmem.
Elektriksizlikle birlikte unuttuğumuz gücümüze geri dönme
imkânı da yakalayabiliyoruz hâlbuki.
Mesela, çalışmayan elektronik iletişim araçları sayesinde
oturup insan gibi sohbet etme, birbirimizin yüzüne bakma fırsatı da
yakalayabiliriz.
Sevdiklerimiz ve
en yakınlarımız dâhil, bu modern meşguliyet çağında birbirimizin yüzünü
görmeden yaşlanıp gidiyoruz.
Dünyayı cennet halin getirme cüreti taşıyan Batı
teknolojisi özlem, ideal ve inanç gibi geleceğe ait dinamikler taşıyan insanın
içini boşalttı.
Çağdaş uygarlık seviyesine tırmanma ihtirası taşıyan
zihniyetin aydınlanmadan anladığı da böyle bir flüoresan aydınlığıdır.
Elektrik aydınlığı gerçek aydınlığını karartmıştır
yeryüzünün. İnsanın gözünün önünü aydınlatmak üzere ona kılavuzluk etmeye
kalkmış sonra kafasının içini aydınlatma iddiasıyla hedef büyütmüştür.
Üstad Sezai Karakoç Batı medeniyeti nin bir tehlike
medeniyeti olduğunu söyler. Teknolojik bütün imkânlar aynı zamanda insanları
yok etme özelliğine sahiptir. Otomobiller insan hayatını kolaylaştırırken,
diğer yandan binlerce insanın da trafik kazalarından ölmesinin sebebini teşkil
ediyor.
Elektrik gerektiğinde enerji, gerektiğinde aydınlanma ve
hareketlilik, ama aynı zamanda hantallık ve ölümdür.
Bir şeyin varlığını sadece yokluğunda hissediyorsanız,
ona alışmış ya da bağımlı olmuşsunuz demektir.
Yaşanan hayatı elektriksiz düşünemediğimizden böyle bir
şeyle karşılaştığımızda kendimizi engelli gibi hissediyoruz.
Araçların aracı mıyız yoksa
Onlar mı bizi kullanıyor yoksa biz mi onları
kullanıyoruz
Bunun cevabını şair İsmet Özel in karpuz sergilerinde
niçin lüküs yanar dizesindeki köklü soruyu cevapladığımız zaman vereceğiz.
Tabi, kan, ter ile şalter arasındaki sıhriyeti de.