Geri bıraktırılmış ülkelerde, sahici öykülerden ziyade, hayali dahi zorlayan uçtu kaçtı temalı hikâyeler anlatılır.
Yazıdan ziyade, sözlü kültür öne çıktığında, kahramanlar ve hainler el değiştirir, saf değiştirir söylemlerde.
Normal insan azdır bu tür topluluklarda. İnsanların bir kısmı ya yedi kat göğün üstünde otururlar, bir kısmı ise, yedi kat toprağın altında.
Ortada, normal dolaşan insan sayısı azdır.
Hele siyasette! Siyaset arenasında dolaşan öykülere, sarf edilen sözlere, yazılan destanlara bakarsanız, durum aynı minvaldedir.
Doğru dürüst şeyh mürit ilişkisi dahi yoktur bu zeminde.
İnsanlar ya siyahtır ya beyazdır. Kumral, buğday tenli insan yoktur.
Son zamanlarda anormal bir iklime girişimizin bu yaklaşımın etkisi vardır. Birileri için birileri kahraman, gökte gezen, insandan öte özellikler taşıyan vasıfları olan diye tarif edilirken, başka biri, tam tersiyle, insan dahi görmemekte ısrarlı.
Niye böyle olduk peki?
Birimizin kahramanı, başka biri için neden hain olur?
Normal, makul değiliz dostlar. İki gözle bakmıyoruz, şaşı bakıyoruz olup bitene.
Akılla, imanla değil, başka başka gayelerle ve gailelerle nazar ediyoruz. Hesap yapıyoruz çokça. Allah için sevip Allah için buz eden; adaletle yaklaşan, vicdanla ölçen biçen insan sayısı az…
Allah’ın hatırını gözetmek yerine, geleceğimizi kurtarma telaşına düşüyoruz.
Nihayetinde kaybedenlerden oluyoruz. Görmüyoruz, anlamıyoruz bir türlü.
Gelgitler bizi boğarken, siyaset arenasında dahi, aklı imanı zemin yapamıyoruz.
Meşveret; Yok.
Bilenlere danışmak; Yok.
Tecrübeye başvurmak; Yok.
Bir insan, her şeyi bilir mi? Bilirmiş…
Hem doktor, hem astronot, hem baytar, hem çiftçi, bankacı, iktisatçı, siyasetçi, matematikçi, edebiyatçı olur mu, olur.
Böylesi bir durumdan rahmet çıkar mı?
Durum hoş değil. Ayna lazım. Aynaya bakmak isteyen yok!
Sahte resimler, farklı gösteren boy aynaları. Gerçekle ilgisi olmayan sözler, edalar, projeler… Nihayetinde kandırmaca oyunu. Böylesi bir hal bizi mutluluğa, dünyadaki ve ahretteki cennete götürür mü?
Normalleşmemiz gerekiyor.
İnsan olduğumuz, Allah’ın yarattığı bir kul olduğumuz, sorumluluklarımızın olduğu, bir takım özelliklerle donatıldığımız gerçeğiyle hareket etmemiz gerektiğini bilmemiz lazım.
Aksi takdirde başağı düşmemiz içten değil.
Gelin, birbirimizi dinleyelim. Söylediklerimizi, söylenenleri ciddiye alarak, kulak kabartalım.
Sadece konuşan; dinlemeden konuşan, hata eder, yanlış eder.
Bize ikaz düşer, ikaz edenleri ciddiye almak düşer… Bilmem anlatabildim mi?