Osmanlı Devleti ile Almanya arasında 1. Dünya Savaşı öncesi imzalanan anlaşmanın orijinal nüshaları ortaya çıktı. Murat Bardakçı Pazar günkü köşesinde bunun detaylarını paylaştı. 

2 Ağustos 1914 tarihli bu anlaşmadan 3 ay sonra kendimizi savaşın merkezinde bulmuş ve 600 yıllık devletimizin tarih sahnesinden silinmesi gibi bir sonla yüzleşmek zorunda kalmıştık. Çok büyük ve çetin mücadeleler sonrası inancımızın verdiği güçle küllerimizden yeniden doğmayı başarmış ve bugünkü devletimizi İstiklal Savaşı vererek ancak kurtarabilmiştik.

Hep yazıyor, söylüyoruz. 100 yıl önce yapılan hataları bugün maalesef tekrar ediyoruz. O gün Almanya’yla işbirliğini üzerimizdeki kuşatmayı yarmak için çare olarak görmüştük. Bugün ise Büyük Ortadoğu Projesi’yle bölgemizi perişan eden ABD ile bir olup sorunların üstesinden gelebileceğimizi zannediyoruz. Yani failden medet bekliyoruz. 

Geldiğimiz nokta itibariyle Suriye meselesi resmen beka sorunumuza dönüştü. Artık korkulu rüyalar görmeye başladık. ABD, PYD ile olan ilişkisini gizlemek bir yana artık taammüden gözümüze sokuyor. Konvoylarda, eğitimlerde, törenlerde ABD bayrağı ve terör örgütü YPG bayrağıyla birlikte pozlar veriliyor. ABD’nin temel gerekçesi DAEŞ. Bu gizemli (!) örgütün kimlerin desteğiyle bugünlere geldiği sorusunu sormaya gerek bile yok. Irak işgali sonrası birden(!) ortaya çıkan, neredeyse ülke topraklarının üçte birini eline geçiren bu terörist yapı bugün hedef tahtasının tam ortasında. Öyle ki bu örgüt, ABD’nin PYD ile yaptığı işbirliğinin meşru gösterilmesi için kullanılan bir örtü halini aldı. Amerika’nın Suriye’de iş tuttuğu üst kimlik ise Suriye Demokratik Güçleri. Başka muhalif yapıların da işin içinde olduğuna dair izlenim verilmek isteniyor. Oysa PYD/YPG’yi çekin oradan, ortada hiçbir şey kalmaz. Tam da bu durumda Türkiye’nin tuzağa çekilebileceği gibi bir endişe taşıyoruz. Bugün Türkiye’nin gözlerinin içine baka baka Suriye’yi karıştıran ABD, yarın ‘tamam PYD ile değil sizinle Rakka’ya gidelim’ dediğinde PYD ile olan bütün ilişkisini gerçekten bitireceğine inanan kimse var mı acaba? Ayrıca bizimle Rakka’ya gidecek ABD’nin yolun yarısında Akdeniz’e çekilip, yerdeki mücadeleyi size bıraktım demesi durumunda nasıl bir sonuçla karşılaşabileceğimizi tahmin ediyor muyuz? Nihai hedefin bu bölgede biz dâhil bütün sınırların yeniden çizilmek istendiği gerçeği değil mi? 100 yıl önce yarım kalan işlerini bugün tamamlamak istediklerini daha ne yaparak, hangi adımı atarak bizlere gösterebilirler?

Bakınız dostlar; eğer ayaklarınızı nereye bastığınızı bilmiyorsanız ve fotoğrafın tamamını göremiyorsanız, olup bitenleri anlayabilmeniz ve işin içinden çıkabilmeniz mümkün olmaz.

Bizler kaçırılmış uçağın yolcuları gibiyiz. İçimizden kimileri uçağı kaçıran korsanlarla işbirliği yaparak kurtulabileceğimizi düşünüyor. Kimileri de yaşamları tehlike altında olan bütün yolcularla birlikte hareket ederek, çözüm bulalım da korsanlardan kurtulalım diyor. Korsanların uçağa girişlerini en başında engelleyemedik, büyük hata yaptık. Şimdi bu iki seçenek arasında gelgitler yaşıyoruz. Çözüm yollarını masaya yatırdığımızda, korsanlarla işbirliği yapma seçeneği, her anlamda sonu belli olmayan bir sürece sokulmak anlamına geliyor. Havada veya yerde fark etmez sonuçta onların insafına sığınmak bundan önceki örneklerden de anlaşılacağı şekilde yok olmak, paramparça olmak demek. 

Diğer seçenek de tabi bugün itibariyle çantada keklik değil. Zaman geçtikçe de zorlaşıyor. Ancak uçak yere sağ salim inecekse, hem en az zayiatla kurtulacak, hem de korsanları bir daha bu girişime cesaret edemeyecek çaresiz bir noktaya getireceksek, hayatları tehlike altında olan yolcularla işbirliği yapmak dışında bir seçeneğimiz yok.