Batı ve Doğu ruhları bakımından iki ayrı dünya. Birbirleriyle örtüşmeyecek kadar ayrı. Batı kendi ruhundan doğma kavramlarını üretirken, insanı temel almıyor. Öncelikle bir kavramı oluşturan ruhun mensupları sadece kendilerini öncelerler. Batı, değerler düzleminde bencildir, salt kendisi için önceler ve çıkarına göre oluşturur, yön verir. Kendi düzlemine uymayan oluşları dışlar. Paylaşım sahibi değil.
İnsanların kafalarını karıştırmak da bu anlayışın bir ürünü, zihinlerinin berraklaştırılmasından kaçınılıyor.
Bu hastalık doğu toplumlarına da bulaştığı için, Batı nın ürettiklerinin kafa karışıklığının bakış açısıyla oluşuyor her şey. Bütün değerlendirmeler Batı ruhlu yapılıyor. Doğu, yani İslâm milleti adına bir değerlendirmede bulunulduğunda, Ortadoğu daki örnekler hemen öne sürülüyor. Krallardan ve kralların yaşayış biçimlerinden, kralların eşlerinden, çocuklarından, saltanatlarından ve yönetim biçimlerinden örnekler veriliyor. Oysa ki günümüz Ortadoğusu kendi iradesiyle oluşturmamış. Kendi kavramlarıyla yaşamıyor. Kendisini tanımlarken bile batının kavramlarıyla yapıyor. Ortadoğu nun bütün kralları, yönetimleri, demokratik oluşları, cumhuriyetlerinin hepsi Batı ruhundan doğmadır. Hiçbiri İslâm ın ruhundan doğmuş değildir.
İslâm milletinin medeniyetini oluşturan öğelerin hemen hiçbiri bugün yürürlükte değil. İslâm ülkeleri arasında en demokrat ve modern olanı Türkiye gösteriliyor. Türkiye de tek partili oluştan çok partili bir sürece geçildiğinden beri, batı tipi bir cumhuriyet vardır ve batı tipi bir demokrasiden de söz edilebilir. Edilebilir mi bu da muğlaktır.
Tek partili oluş, halkı seçeneksiz bırakan bir oluştu. Terk partiden çok partiye geçilirken de o dönemin ruhu demokratik sanılan hayata egemen. Azınlıkların çoğunlukları baskı altında tutma geleneği sürüyor. DP zamanında parti içindeki azınlıkların ile parti dışındaki azınlıkların egemenliği söz konusu. Bugün onlarca partinin varlığı milletin değerleriyle tercihlerinin olabileceği anlamına gelmiyor. Gücü elinde bulunduranlar ya da subaşlarını tutanlar hayata yön veriyorlar.
Halkın tercihlerinin bir anlamı yoktur.
Jakoben cumhuriyetçiler gücü elinde tutarak halka hükmetmeye bakıyor.
14 Nisan mitingi sağlıklı bir bakışla ele alınırsa yapılacak değerlendirmeler elbette olur. Ankara ya toplanan yüz binler yadsınamaz, gözardı da edilemez. O zaman seni mahallen, benim mahallem kavgasında kaybedecek olan jakoben cumhuriyetçiler olur. Niçin mi Saadet Partisi nin düzenlemiş olduğu Filistin mitingleri toplamını ele alırsak, ya da Peygamber Efendimiz için yapılan mitingler serisini ele alırsak Cumhuriyetçi jakobenler yaya kalır. Cumhuriyetçiler Diyarbakır da, yaz sıcağında, 40 derecede 150 bin insanı toplayabilir, o meydanda İstiklâl marşını okutabilir mi Çağlayan meydanındaki kalabalıkları toplayabilir mi Kaldı ki Türkiye nin en çok satan gazeteleri, televizyonları, üniversiteleri ve bütün kurumlarıyla desteklenmiş olmalarına karşın yapabildikleri ve yapabilecekleri en büyük mitingleri sadece bu olur, bu kadar olur.
Türkiye de milletin değerlerini merkez almayan hiçbir siyasal oluşum başarılı olamaz. Azınlıkta kalır. İttihatçı jakoben siyasal gelenek artık çökmüştür, belini doğrultması söz konusu olamaz. Onları temsil eden yazarlar, çizerler, bilim insanları, milletin değerlerini yok sayan bir ruh ve anlayışa sahipler. Üstelik onlar camiler gibi en nezih, en kirlenmemiş ve en saf mekânları bile kirletmeye ve hatta aşağılamaya yelteniyorlar. Camileri bile kendi kirli kafalarına göre niteleyen, okul sıralarında namaz kılan öğrenci yerine bale yapan, dans eden insanları tercih anlayışı hiçbir zaman halkın tercihi anlamına gelmez. Zaten onlar bu anlayışla toplum katında küçüldükçe küçülüyorlar.
Türkiye de siyaset yapan partiler giderek halkın değerleriyle buluşan bir anlayışa yöneliyorlar. Milliyetçileri, sağcıları, merkezcilerinin hemen hepsi, Anadolu nun bütünleştirecek olan değerlerinde buluşmayı tercih ediyorlar. Jakoben Cumhuriyetçiler bundan böyle olsa olsa Beşar Esat gibi bir azınlığı temsil eden bir yönetim tarzına sahip olabilirler. Camiyle barışık olmayan hiçbir siyasal oluş Türkiye de kendine yer bulamaz.