Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…

YERYÜZÜ BELLİ MAKSATLARI TAŞIYAN ÖLÇÜLER İÇİNDEDİR

a) Dünya biraz daha büyük olsaydı çekim kuvveti daha fazla olacak ve yeryüzünün her şeyi değişik olacaktı. Atmosferin oluşması, suyun buharlaşması, derelerin akışı, toprakların oluşması, bitkilerin büyümesi hep değişecek ve hayat mümkün olmayacaktı. Yeryüzü küçük olsaydı da durum farklı değildir. Hava tabakası oluşmayacak, su göklere uçacak ve yeryüzü diğer gezegenler gibi hayat dışı olacaktır.

b) Dünya Güneş’ten daha uzak olsaydı donardı, yakın olsaydı pişerdi.

c) Dünya daha yavaş dönseydi gece-gündüz, sıcaklık ve soğukluk farkları hayatı imkânsız kılardı, daha hızlı dönseydi rüzgâr ortalığı kasıp kavururdu.

d) Dünya’nın ekseni biraz daha eğik olsaydı yazın pişer kışın donardık, az olsaydı orta kuşaklarda hayat olmazdı.

e) Atmosfer daha ince olsaydı gök cisimlerinden ve öldürücü ışıktan kendimizi koruyamazdık, daha kalın olsaydı güneş ışığını alamazdık.

f) Himalaya Dağları olmasaydı Asya ve Avrupa çöl olurdu.

g) Amerika’daki Ant Dağları olmasaydı doğu-batı rüzgârına karşı duramazdık. Yağmurlar yağmazdı.

h) Havadaki oksijen biraz fazla olsaydı nefes veremezdik, az olsaydı alamazdık.

i) Atmosfer daha fazla olsaydı kemiklerimiz kırılırdı, az olsaydı kanımızı durduramazdık. CO2 fazla olsaydı boğulurduk, az olsaydı kanımız kaynardı.

Görülüyor ki yeryüzü öyle sanıldığı gibi rastlantılar sonucu oluşmuş değildir. Şuurlu bir varlık çok ince hesaplar sonucu oluşturmuştur ve hayat öyle var olmaktadır. Aksi halde yeryüzü de diğer gezegenler gibi ölü bir kitle olurdu.

Depremler de bu Allah’ın hesaplamaları ile oluşmuş bir oluştur. Yoksa ya hiç deprem yani zelzele olmaz ya da her gün sarsıntılarla hayat oluşamaz olurdu.

Zelzele de savaş gibi önce gereksiz görülür ama düşündüğünüz zaman insanlığın değişimi ve gelişmesi için gereklidir. Savaş ve tabii afetler olmazsa insanlar bir araya gelemez ve bugünkü uygarlığa çıkamazdı. İnsanlığı bu üst seviyeye çıkaran tabii ve beşeri afetlerdir.

Zelzele insanları uyarır ve daha yüksek seviyede bir hayata götürür, bozulmuş ve çökmüş olan toplulukları ya ıslah eder veya büsbütün ortadan kaldırır.

Zelzelenin sıkıntısı yaşayanlaradır. Ölenler öldü ama yaşayanların kendilerini yeni duruma göre ayarlamaları gerekmektedir. “Başımıza gelen felaket günahlarımızdandır” deyip tövbe etmeli ve kendilerini ıslah etmelidirler.

Zelzeleden önce gerekli olan tedbirleri almamış olmanın, zelzeleden sonra gerekli olanları yapmamış olmanın cezasını çektiklerini düşünmeli ve ona göre ne yapmaları gerektiğini tespit edip onu yapmalıdırlar.

Allah bunun üzerine zelzeleyi ya uzak tutar veya zelzele olsa bile zararı hafif olur.

Müslümanlar geçmişi kadere bağlayıp ağlaşmazlar; geleceklerini de tesadüflere bırakmaz, gereken tedbirleri alırlar.

TÜRK HALKININ YAPMASI GEREKENLER

a) Zelzeleye karşı ne yapacağını sadece devletten veya belediyeden beklememeli, yapacaklarını kendisi örgütlenerek yapmalıdır.

b) Savaş veya tabii afetlerdeki davranışları düzenleyen bir teşkilat kurmalıdır. Bu bir dernek veya kooperatif olabilir. Bu teşkilat savaş ve afetlerle ilgili çalışmalar yapmalı ve halkı bu hususta eğitmelidir.

c) Savaş ve afetlerde kendisini koruyacak şehrin dışında bir “dinlenme evi” veya “dinlenme siteleri” olmalıdır. Tatil gün ve saatlerini orada geçirmeli,  aynı zamanda böyle zelzele ve benzeri acılı günlerde oraya sığınabilmelidir.

d) Şehrin dışında oluşacak bu “dinlenme siteleri”ne gidip gelebilecek helikopter dâhil her türlü ulaşım servislerini yapacak ortaklıklar kurulmalıdır. (Devamı var…)