Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…
Bu vesileyle “Kur’an’ın yorumu” hususunda birkaç söz söyleyelim.
Kur’an ve diğer ilahi kitaplar birer televizyon kanalı gibidirler. Uygun ayarlamaları yaparsanız sizi Allah ile karşı karşıya getirir ve Allah’ın size olan hitabını dinlersiniz. Allah sizi zaten her zaman işitmektedir. Böylece Kur’an ve diğer ilahi kitaplar sizi Allah ile konuşturmaktadır. Televizyon kanallarında nasıl zamanla bozulma olursa, diğer kitaplarda da böyle bozulmalar olmuştur. Kur’an’ın kendisinde ise bozulma yoktur; ancak sizin anlayışınızda yanlışlık olabilir. Bu itibarla bu irtibatta bazen şeytan da araya girebilir. Hatta kötü niyetliler Kur’an yoluyla şeytanla irtibat kurar ve onların İslâmiyet’e karşı nefretleri artar.
PEYGAMBERLER VE ÂLİMLER
Kur’an ekranını herkes her zaman göremeyebilir, dilini anlamayabilir. O zaman Kur’an’ı anlamada tercümanlara ihtiyaç duyulur. Bunlar da “peygamberler”dir ve şimdi de onların vârisleri olan “alimler”dir. Elbette tercümanlar arasında bugün kötü niyetliler çıkacaktır. Bilgisiz tercümanlar olacaktır. Ancak Kur’an öyle bir kitaptır ki; siz yeteri kadar gayret sarf ederseniz, Arapça bilmeseniz de zamanla onu anlar hâle gelirsiniz.
KUR’AN KANALINI AYARLAMAK İÇİN
a) Kur’an’ı Arapçasıyla ve tecvitle okumaya çalışınız. Çalışmanız yetersiz olabilir ancak okuyamamanız bir eksiklik olmaz; ama hiç okumamanız eksikliktir.
b) Kur’an’ı ayet ayet mealleri ile birlikte her namazın sonunda veya başında okuyun, imkân ve fırsat buldukça bunu mutlaka yapın. Her gün en az iki sahifeye yakın okumanız yeterli olur. Bunu yaparken değişik mealleri takip edin. Meallerde hata olabileceğini unutmayın. Aklınıza yatmayan bir şey olursa onu Kur’an’a değil de tercümeye hamledin.
c) Bir tefsir kitabını alıp baştan sonuna kadar okumaya çalışın. Göreceksiniz ki siz Kur’an’la artık haldaş olacaksınız. Bu tefsiri seçerken meşrebinize uygun tefsiri seçin.
d) Nihayet Kur’an’ın ayetleri üzerinde düşünerek kendi günlük hayatınız için yorumlayın. Mesela, sabahleyin kalktınız, eşiniz hoşlanmadığınız bir söz söyledi, üzülerek ve düşünerek işe gittiniz. İşte o zaman Kur’an’dan rasgele ayetler okuyun, Kur’an’ın size vereceği bilgileri ve emirleri değerlendirin. Göreceksiniz ki akşamüstü eve döndüğünüz zaman eşinize ne söyleyeceğinizi ve nasıl davranacağınızı bilmiş olarak huzur içinde döneceksiniz. Hatta onun ne cevap vereceğini de yine Kur’an’da bulursunuz. İşte o zaman “Hayır ve şer Allah’tandır” deyip teslim olur ama ne yapacağınızı da öğrenmiş olacağınız için onları yaparsınız. Müslüman geçmiş için kaderci, gelecek için ise azimcidir.
(Bu merhalede Süleyman Hoca’nın bir uyarısı var: Ben size Kur’an ayetlerini tefsir ederken, Kur’an’ı benim anladığım gibi anlayın diye anlatmıyorum, Kur’an’ın nasıl anlaşılması gerektiğine dair misaller veriyorum. Siz bu metotla anlayacaksınız, siz kendiniz anlayacaksınız. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Ne ekersiniz buğday biçersiniz demiyorum.)
DEPREMİN FIKHI
Kimilerine göre “zelzele/ deprem” tesadüflerin sonucu kör kuvvetin oluşturduğu bir olaydır. Tarih boyunca insanın varlığını da böyle tesadüflerle izah etmek isteyenler olmuştur.
Bunun böyle olmadığını günümüzün ilmi kesin olarak ispatlamıştır.
Esasen insanın şuura sahip olması onun tesadüfen oluşmadığını ispata yeterlidir.
Buna karşılık Allah’a ve ahirete inananlar zaten hiçbir olayı tesadüfle izah etmezler.
Kâinatı, bizi, yeryüzünü var eden bilinçli ve irade sahibi bir Allah vardır. Her şey O’nun eseridir. Bize göre tesadüfen oluşanlar O’nun için tesadüfen değildir, her şey O’nun bilinçli ve hesaplı iradesi ile oluşmaktadır. Tesadüfen oluşma zahiri görünümdür. Biz dünyayı duruyor ve düz olarak görürüz; oysa dünya dönüyor ve yuvarlaktır. Kâinatı da sonsuz görürüz; oysa kâinat da yuvarlaktır ve çapı ışık hızıyla büyümektedir. Zelzele/deprem de görünürde tesadüfen olmaktadır; oysa zelzele/deprem de ilmen kâinatı var eden “Mutlak Güç”ün eseri olarak oluşmaktadır. Çünkü kâinatta gereksiz ve hesapsız bir şey yoktur. (Devamı var…)