Son altı aydır, kendilerini ülkenin sahibi zannedenlerde bir

dikleşme, bir sertleşme, bir efelenme görülmeye başladı.

Güçlünün yanında yağdanlık görenler, yeni bir kralın ayak

seslerini mi duymaya başladılar da onun yanında kendilerine yer arıyorlar

bilinmez.

Beyninin kıvrımlarını kanser gibi dolduran “çıkar virüsü”,

vicdanının kokuşmuş yerlerinde çimlendikten sonra vehme dayalı akıl meydanında

yağcılık antrenmanı yaptıktan sonra güneşe göre dönen ayçiçeği gibi hep çıkar

peşinde olduğundan sevgilinin gelişini kokusundan anlayan âşık gibi çıkar

ağacının kuruyup yenisinin nereden geleceğini kestirenler şimdiden tedbir

almaya ve gelecek kralı karşılama merasimleri düzenlemeye başladılar bile.

Bunların ne ağabeyliklerine ne dostluklarına güvenilir.

Bir zamanlar, Evren Paşa’nın elini öpmede sıraya girenler,

şimdi ipini çekmek için sıraya girdiler.

Sizde dönek yok mu diye savunma tarafına gitmeyin.

Evet yok.

Sizin aranıza kalem kılıcıyla girip cepheyi yara yara

yürüyen ve her cephede İslam’a toz konduranları kalemiyle temizleyenlerimiz var

elbette.

Bir zamanlar, bunlardan birini örnek olsun diye iyi döneği

şöyle yazmıştım:

“Şıp sevdi idi ama sevgilisi İslâm’dı. Hercai meşrepti ama

dolaştığı dallar ve makamlar manevi makamlardı.

Yerinde duramazdı ama hilâl gibi her gün dolunay olmak için

yer değiştirirdi.

Top oynasa hücumdan savunmaya, sağdan sola hep yer

değiştirirdi. Hatta bir ara kaleye durur kaleciyi oyuna sokardı.

Fakültede okurken iki yılını Milli Türk Talebe Birliği’nde

aktif görevler icra ederek geçirdi.

Üçüncü senesinde Yeniden Milli Mücadeleci arkadaşlarla

tanıştı ve orada aktif oldu.

Dördüncü senesinde Güneydoğu’dan bir şeyhe intisap etti.

Ballar balını bulduğunu, bundan sonra kovanlarla vakit geçirmeyeceğini

anlatırdı bana.

Çok geçmeden yayıncılığa başladı. Seyyid Kutub ve

Mevdudi’nin eserlerinin daha çok okunması için çok çalıştı.

Bu da çok sürmedi. Yerli yazarlar ve milliyetçi düşünürler’

lazım dedi ülkücü oldu.

İran devrimiyle beraber Turancılıktan İrancılığa geçti.

Turancıydı, İrancıydı ama 1969’dan 03 Kasım 2002 seçimleri

dâhil bütün seçimlerde oyunu Sayın Necmettin Erbakan’ın partisine verdiğini

söylerdi.

Her telden çalardı ama her telin bin nağmesi olsa da, bir

tek güftesi vardı o da İslâm’dı.

 Hocam bu kadar dönme

dolap, fırıldak birini nasıl seversin ’ demeyin.

1-Bütün bu yer değiştirmelerde dünyevi bir çıkar sağlamadı.

2-Terk ettiği yerin aleyhinde konuşmadı.

3-Dolaştığı yerler hep helal mıntıkasıydı. Haram sınırlarına

yaklaşmadı.

4-Şeyh-ül İslâm Yahya Efendi’nin:

Birbirine girince dolaplarla âblar

Âblar galip gelir döner dolaplar’ dediği gibi eğer su dolaba

galip gelirse dolap suyun doğrultusunda dolanır durur.

Bu dostumuzu yönlendiren şey İslâm oldukça dostluğumuz devam

eder.”