Birbirimize tutundukça bıçakların ağzı kapanacak.

Nuri Pakdil

En güzel dostluklarımı hatırladım. Çocuktuk... Her şey en iyi halindeydi.

Henüz ortaokuldaydım örtü ile yolculuğum başladığında. Tektim. Lakin o dönemdeki arkadaşlarım çok iyiydi. Ha hiç mi alay olmadı? Oldu tabii. Fakat çocukluk temizdi. Onlara inancımdan ve Nur Sûresi’nin 31. ayetinden bahsettiğimi hatırlıyorum. Bir daha tekrarlanmadı. Ve biz onlarla o kadar güzel anlar paylaştık ki. Bir süre sonra ise bana hakarette bulunanları benden önce onlar uyarır olmuştu. Birlikte gerçekten mutluyduk. Yedi kız arkadaş. Aynı güzelliği ilerleyen yıllarda da bulurum sanıyordum.

Pencerenin önünü kapatan dev yığın yalnızca bembeyaz kar tepelemesiydi. Geldi, bu tepelemenin içinden pencerenin köşesine uzandı. Gagasını yaslayıp emmeye başladı. Pencerenin o köşesinde suların biriktiğine o ana kadar dikkat etmemiştim. Fakat işte bu güvercin, o soğuğun içinde su arama telaşına düşmüş ve karların gizlediği bu kuytucuğu keşfetmişti.

Sonraki günlerde iki kumru gelip aynı kuytudan su içti. Kuytu dediğim bir santim genişliğinde, iki santim derinliğinde ufacık bir yer. Fakat ikisine de yetiyordu. Birbirlerini itmediler. Ya aynı anda ya biraz bekleyerek içtiler sudan. Onları izlerken gözlerindeki teslimiyeti ve şükrü görüyordunuz. Minnetle yumuyorlardı gözlerini.

Biz acaba bu şükrün neresindeyiz? Nefes alıp verirken, dilediğimizi yer içerken ne kadar şükrediyoruz? İçimizde yaşayabilmenin muazzam tadını duymamız mümkün oluyor mu?

O zarif taneler yalnızken ne kadar da güçsüz ve acizdir. Elinize düştüklerinde erimeye başlarlar bile. Fakat birleştiklerinde?

Birleştiklerinde neler yapabileceğini gördük bu hafta İstanbul’da. Ne otobüsler geldi vaktinde ne de güzergâhlar aynı kaldı. Beş dakikalık yolu bir saatte alamadık. Bazılarımız pes edip yürüdü, kimi evine döndü. Tek başına aciz olan o tane birleştiğinde kardeşleriyle güçlü bir şeye dönüştü ve bize acizliğimizi hatırlattı tekrar. Başka?..

Bize asıl anlattığı birlikte ne kadar güçlü tek başına ise ne kadar zayıf olduğumuzdu. Yıllar önce devletleri parçalamanın ilk koşuluydu bölmek.

Biz de birlikte güçlüyüz. Ne düşünürsek düşünelim sevmemiz mümkün olabilir. Nefret söylemi olanları, başkalarını ötekileştirenleri duymamak onlara uymamak ve hatta onları tekilleştirmek belki en iyi yol. Biz onlara saygı duymaya devam edersek daha çok bölünürüz. Kendi zihnini sergiye sunuyor deyip geçelim.

Bir de yoğurt mayalamayı anlatalım yazıyı öyle tamamlayalım. Açıkta satılan köy sütünü almalısınız. Onu güzelce kaynatıp biraz ılımaya bırakın. Sonra iki buçuk litre süte bir tatlı kaşığı yoğurt ilave edin. Şayet yoğurdun suya kalkmayan kalıp gibi duran bir yoğurt olmasını istiyorsanız iyice karıştırın. Yoksa hafif bir karıştırma yeterli. Nihayet havlu kâğıdını tencerenin kapağını örtecek kadar büyüklükte kopartıp tencerenin ağzına koyun ve kapağı bunun üzerine örtün. Tencerenin üzerini birkaç örtü ve havlu ile güzelce sarın. Tatlı yoğurt için üç saat, ekşi yoğurt için beş saat bekletin. Hepsi bu.

Unutmadan, eğer “süzme yoğurt” elde etmek istiyorsanız bu mayalanmış yoğurdu ince bir tülbentten geçirin. Afiyet olsun.