Son zamanlarda ittifaklar üzerine yoğun tartışmalar yaşanıyor. Seçimlere normal şartlarda uzun bir süre olmasına rağmen bu tartışmaların artarak devam ettiğini görüyoruz. Ülkemizdeki seçim sistemi geçmiş dönemlerden daha çok ittifakı hem zorunlu kılıyor hem de ittifaka imkân sağlıyor. Şöyle ki, yeni sistemde her ne kadar Mecliste temsil edilmenin barajı % 10 olsa da, Cumhurbaşkanı seçilme barajı % 50’dir. % 50’lik baraj, seçim öncesi ittifakları zorunlu kılarken Meclise girebilme noktasında baraj sorunu olan partiler için yeni ittifak sistemi bir fırsat sunuyor. Çünkü partiler kendi adları ve amblemleri altında seçime girebildikleri halde ittifakın bir üyesi olabiliyorlar. Böylece partiler kendi kişilikleriyle seçime girme şansını elde ediyorlar.
Bu ittifak modelinde karşımıza iki durum çıkıyor. Baraj sorunu olan partiler, bir ittifaka dâhil olarak Mecliste temsil edilme sorununu ortadan kaldırılmış oluyor. Kendi adayının cumhurbaşkanı seçilebilmesinde iddialı olan partilerse % 50 barajını aşmak zorundalar. Tam bu noktada ittifak içerisinde yer almak bu partiler için sorunun aşılmasını mümkün kılıyor. Seçim öncesinde belirlenmesi gereken ittifaklar zorunlu bir uzlaşı kültürünü de doğuruyor. Tek kişiye endeksli yürütme gücüne sahip olacak kişinin seçim öncesinde uzlaşıyla belirlenmesi bir nebze de olsa sistemin arızasına bir çözümdür.
Tüm insanlık adına idealleri olan partilerin ülke yönetiminde söz sahibi olmayı önemsememesi düşünülemez. O yüzden oy oranı ne olursa olsun ideal sahibi partiler seçimlere hem iddialı girmek zorunda, hem de gerçekçi bir yaklaşımla siyasete yön tayin edebilecek stratejilere sahip olmak zorundadır. O yüzden bugün yazımızın amacı muhtemel oy oranı ile idealleri yüksekliği örtüşmeyen partilerin bu sistemde nasıl bir yol izlemesi gerektiğini tartışmaktır.
Bu partilerin seçimlere ittifakla girme mecburiyetini hem seçim sisteminin dayatmasıyla hem de siyasette söz sahibi olabilmenin bir fırsatı olarak açıklamaya çalıştık. Bu defa karşımıza hangi ittifak çatısı altında gireceği sorunu var. Bugünkü durumda iki ittifaklı bir yarış ihtimali söz konusu. Buna ileriki zamanlarda üçüncü bir ittifak eklenerek farklı ortaklıklar söz konusu olabilir. Bu farklı durumları muhtemel oy oranı düşük partiler için analiz etmekte fayda var.
İttifaka tabi olmak ittifak çatısının durumuna göre bu partiler için farklı sonuçlar doğuracaktır. Aynı sosyolojik tabana sahip partilerin aynı ittifak çatısı altında olması baskın olan partinin diğer partinin siyasal ağırlığını ve ömrünü bitirecektir. Bunu BBP’nin Cumhur İttifakı içerisinde eridiğini görerek test ettik. Farklı sosyolojik tabana sahip partilerin oluşturduğu ittifak içerisinde yer alındığında bu partiler kendi kimliklerini muhafaza edebilir. Çünkü partinin sahip olduğu duruş baskın partilerden farklı bir içeriğe sahiptir. Bunu da Saadet Partisi’nin Millet İttifakı içerisinde yer alarak parti şahsiyetini korumasında gördük.
Üçlü ittifak ihtimalini haftaya bırakarak iki ittifaklı bir seçime gidildiğini varsaydığımızda; Cumhur İttifakı içerisinde yer alındığında cumhurbaşkanı adayının ismi üzerinde fikir beyan etme şansınız yoktur. Fakat Millet İttifakı içerisinde yer alındığında az veya çok adayın kim olabileceği hakkında söz söyleme şansınız olacaktır. Bu da partinin siyasete yön verebilme gücünü artıracak bir durumdur. Sonuç olarak, oy oranının ideallerine yetişemediği partiler, siyasette varlığını hissettirmek istiyorsa sözünün sonuca etki edebileceği tarafa yönelmesi isabetli bir yöntemdir.