İki haftadır mevcut Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin bizzat kendisinin denetimsizliği doğurduğundan, seçim öncesi ittifakların bu sistemin zorunlu sonucu olduğundan ve sistemin ortaya çıkardığı denetimsizliğin ittifaklarla bir nebze önlenebileceğinden bahsetmiştik. Bu hafta ise kurulan ittifaklardan özellikle üzerinde çokça tartışılan ittifakın seçim öncesi veya sonrası, karşılaştığı veya karşılaşabileceği sorunları ve izlemesi gereken yolu tartışmaya çalışacağız.

Başlayan seçim süreciyle birlikte iki ittifakın netleştiğini gördük. Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı. Bunların dışında elbette farklı adaylar ve partiler bu yarışın içinde olacak ama seçim rekabetinin bu iki ittifakın üzerinde yürüyeceğini görüyoruz. Cumhur İttifakı’nda hem partilerin tutumlarında hem de adaylarının belirlenmesinde beklenenin dışında bir durum olmadı. Asıl muamma Millet İttifakı’nın bu sürecin sonunda varlığını aynı kararlılıkla devam ettirip ettirmeyeceği ve belirlenecek adayın kim olacağıydı.

Millet İttifakı altı farklı partiyi bir araya getiren bir ittifak modeli olarak siyasete dâhil oldu. Bu ittifakın en önemli özelliği farklı dünya görüşlerine sahip partilerin ilkeler bazında bir araya gelebilmesidir. Ortak noktalar üzerinden ilerleyen sürecin ittifakın sağlam bir zemin üzerine oturmasına katkı sunduğunu söyleyebiliriz. İhtilafların gündeme taşınmaya çalışılması sürece zarar vermeye dönük girişimler olarak değerlendirebiliriz. Bu hem ittifak dışı partiler için hem de partilerin bu ittifak içerisinde olmayı arzu etmeyen bazı kesimleri için geçerli bir durumdur. Süreç içinde bu durum defaatle karşımıza çıkmıştır.

Sosyolojik tabanları itibariyle siyasi rekabetin ötesinde karşılaşmalara sahip bu partiler içerisinde bu tarz itirazların olmasına şaşmamak gerekiyor. Ama burada önemli olansa bu karşı çıkışa rağmen sorumluluk alıp ilkeler bazında bir masaya oturabilmektir. Belki de Millet İttifakı’nın ülkenin geleceği için en büyük gücü buradan geliyor. Siyasi rekabetin ötesinde kin ve nefrete varan bir siyasi illüzyonun içerisinde yeniden bir masa etrafında konuşmayı başarmak bu ülkenin geleceği için önemli bir kazanımdır. 

Millet İttifakı’nın bu süreçte önünde duran iki önemli mesele vardı. Birincisi 6 farklı partinin ihtilafları bir kenara bırakarak ortak bir politikada birleşebilmesiydi. İlk sürecin başarılı olduğunu toplantılar sonrasında yapılan açıklamalardan ve uzlaşmaya varılan mutabakat metinlerinden anlayabiliyoruz. İkincisi adayın belirlenme konusuydu. Bu sürecin de nihai aşamada çözüme kavuşturulduğunu görmekteyiz. Eğer seçim öncesi süreçte sağlanan bu uzlaşı devam ettirilir ve seçimden başarı sağlanırsa yine iki önemli meseleyle karşı karşıya kalınması kaçınılmazdır.

Bu iki meseleden ilki cumhurbaşkanı seçilen kişinin alacağı kararlara ittifakın diğer ortaklarının katkısının nasıl sağlanacağıdır. Bu meselenin çözümü seçim öncesinde sağlanan mutabakat metninde kısmen çözüme kavuşmuştur. Böylece ittifak üyesi parti genel başkanlarının cumhurbaşkanı yardımcısı olarak karar süreçlerine dâhil olması sağlanabilir.

Diğer bir mesele ise üzerinde uzlaşma sağlanamayan konularda nasıl bir yöntem izleneceğidir. Burada artık devreye Altılı Masa’ya dâhil siyasilerin uzlaşı kültürünü ne kadar benimsediği giriyor. İttifak içerisinde olan hiçbir siyasinin konulara mutlak kabul veya mutlak ret penceresinden bakmaması gerekir. Partilerin karşılıklı ilkelerini örselemeden konuyu tartışıp bir sonuca bağlayabilmesi bu sorunun çözümünde önemli bir husustur. Eğer bu sağlanabiliyorsa birlikte barış ve huzur içinde yaşayabilmek için imkânlar açılıyor demektir. Eğer sağlanamıyorsa çatışmacı siyasi rekabetin devamı adres değiştirmiş olacaktır. Öncesinden karşılaşmadığımız sonuç adına endişelenmeden, uzlaşıya dayalı siyaset arayışı başlı başına değerlidir ve denenmeyi hak ediyor.