KURTULUŞ Savaşımızın manevi mimarı, İstiklâl Marşımızın şairi Mehmet Âkif Ersoy’un vefatının üzerinden 86 yıl geçti. Milletimiz onu hiç unutmadı. Çünkü o en sıkıntılı günlerimizde milletimizin duygularına tercüman oldu. Dış düşmanlara karşı milletimizi uyardı. İman ve azmiyle ümit ve cesaret verdi. Vatan savunmasının öncülerinden oldu.
1873’te İstanbul’da doğdu. Babası medrese ulemasından, cömertlik ve istikamet sahibi oluşuyla tanınmış bir ilim ehliydi. Annesi ise Emine Şerife Hanım! Âkif 14 yaşında iken babası vefat etti. Babası hakkında, “O benim hem babam, hem hocamdır. Ne öğrendimse ondan öğrendim” der.
Âkif; sırasıyla İdadi, Mülkiye ve Veterinerlik Yüksek Okulları’nda öğrenim gördü. Spora ilgi duydu. Çok iyi bir at binicisi idi. Sebil’ür Reşat ve Sırat-ı Müstakim dergilerinde yazıları yayınlandı. Medrese yöntemiyle çok iyi bir din eğitimi aldı. Tefsir yazabilecek kadar din ilimlerine vâkıftı. En büyük eseri, yedi kitaptan (bölüm) oluşan Safahat’tır.
Ülkemizin uzun savaş yıllarından sonra, bağımsızlığımızın sembolü olarak bir İstiklâl Marşı yazılması ihtiyacı doğdu. Millî Eğitim Bakanlığı, bu konuda “ödüllü” bir yarışma açtı. Akif, “Ben milletimin istiklâl ve hürriyetini anlatan bir marşı para karşılığı yazmam” diyordu. Kazanması halinde, ödül almamak şartıyla yarışmaya girdi. Ankara Taceddin Dergâhı’nda iki günde İstiklâl Marşımızı yazdı. Birinci seçildi. TBMM’de 4 kere ayakta dinlenerek “millî marşımız” olarak kabul edildi. (12 Mart 1921)
ÂKİF CEPHEDE
ÂKİF, halkı vatan savunmasına hazırlamak için dergilerde yazılar yazdı. Bu yazılar çoğaltılarak Anadolu halkına ve askere de ulaştırıldı. Aynı amaçla, Balıkesir Zağnospaşa Camiî, Kastamonu Nasrullah Camiî ve Ankara Hacı Bayram Camii’nde konuşmalar yaptı. Uzun savaş yılları karşısında ümit ve azmi kırılmış olan halka cesaret verdi. Gönüllerdeki yorgunlukları giderdi. Tarih boyunca, milletimizin her alanda gösterdiği başarıları hatırlattı.
Bunlarla da yetinmedi. Askere moral ve cesaret vermek için, oğlu Emin ile birlikte cepheye gitti. Millî ve manevi değerlerimize sarılarak vatanımıza sahip çıkmayı teşvik etti. Şu beyitleri, asker ve halka ümit ve güven veren güçlü bir içeriğe sahiptir:
“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak,
Alçak bir ölüm varsa, eminim budur ancak.
Yeis öyle bir bataklıktır ki, düşersen boğulursun;
Ümmide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
İş bitti… Sebatın sonu yoktur, deme, yılma;
Ey millet-i merhume; sakın ye’se kapılma!”
Bir millete öncülük eden duyarlı insanlar varsa, o ülkenin yolu açıktır. Onlar, gelecek ümidini yitirmiş insanları uyarma görevi yaparlar. Malcolm X’in şu sözünde olduğu gibi: “Bütün uyuyanları uyandırmak için bir uyanık yeter.” Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında o uyanık ve duyarlı insan Âkif oldu. Su uyur, düşman uyumaz. Düşman her zaman düşmandır. Bizim zayıf zamanımızı kollar. Düşmanlarımıza karşı daima güçlü ve uyanık olmalıyız.
BİRLEŞTİRİCİ OLDU
ÂKİF, zor günlerin adamıdır. Osmanlı, söz sahibi olduğu 3 kıta, 7 denizdeki geniş alanda yüzlerce farklı kavmi bünyesinde barındırıyordu. İslâm’daki şehâdet ve kardeşlik ruhu bütün kavimleri bir arada tutuyordu. Düşmanlarımız, etnik köken (kavim) ve mezhep farklılığını her fırsatta ayrılık sebebi olarak kullandılar. 1789’daki Fransız İhtilâli bu amaçla yapıldı. Kavmiyetçilik ateşini körüklediler. Ulus devletler oluşturmayı teşvik ettiler.
Tanzimat Fermanı (1839) Batıcılığın resmen kabulüydü. Savaş meydanlarında yenemedikleri Osmanlı’yı çeşitli entrikalarla zayıflatmaya çalıştılar. Âkif, ayrılıkçı unsurlara karşı “İslâm Birliği” idealini savundu:
“Hani, milliyetin İslâm idi… Kavmiyyet ne!
Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine.
‘Arnavutluk’ ne demek? Var mı Şeriat’ta yeri?
Küfr olur, başka değil kavmini sürmek ileri!
Arab’ın Türk’e, Laz’ın Çerkes’e yahut Kürd’e,
Acem’in Çinli’ye rüçhanı mı varmış? Nerde!
Müslümanlıkta ‘anasır’ mı olurmuş? Ne gezer!
Fikr-i kavmiyyeti tel’in ediyor Peygamber.”
Âkif, milletimizin dertlerini dert edinmiş bir cemiyet adamıdır. Her alandaki problemlerimize, kendi kaynaklarımızdan çözümler sundu. Bitmek bilmeyen azmi toplumda büyük karşılık buldu:
“Şehâmet dini, gayret dini, ancak Müslümanlıktır;
Hakiki Müslümanlık en büyük kahramanlıktır!”
Ayrılıkçı çalkantılar karşısında, Âkif’in toplumu birleştirmekteki ana harcı İslâm Birliği’dir: “Veriniz baş başa, zira sonu hüsrân-ı mübîn, / Ne Hilâfet kalıyor ortada, billâhi ne din!”
Allah, onu rahmetiyle kuşatsın; büyük dereceler ihsan etsin!