Geçtiğimiz Ramazan ayında izlediğim bir haber,

kaybettiğimiz değerlerin hayatımıza ve davranışlarımıza getirdiği illetleri

bütün açıklığı ile ortaya koyuyordu. Zira bu değerler vakarımızı onurumuzu,

adalet ve şefkat duygumuzu ayakta tutuyor ve bizi insan kılıyordu. O akşam

izlediğim olay aynen şöyleydi: Adam zekatını yoksullara kendi elleriyle vermeyi

düşünür ve mekan olarak da Eyüp Camii ni seçer. Adam namazını huşu içinde kılar

ve caminin kapısından ihtiyaç sahiplerine seslenir. Fakat adamın bu çağrısından

hemen sonra ani bir koşuşturmaca başlar ve onca itiş kakışın arasında bir insan

seli oluşur. Kadınlar adamın önünde birbirlerini itip kakmakta ve bir yandan da

yoksunlukları ile ilgili yakınmaktadırlar. Adam elindeki paradan tek tek

uzatırken daha çevik olanları diğerlerinin haklarını da gasp ederek ceplerini

doldurmaya kalkarlar. İtiş kakış devam ederken adam meramını anlatmaya ve

insanları sakin olmaya davet etmektedir fakat kadınlar ne kadar fazla

alabiliriz derdine düşüyor ve adamı duymuyorlar. Bu görüntüleri yardım

dağıtılan araçların etrafından da görüyor ve utanç duyuyoruz. Elbette burada

halkı açlık ve sefalete sürükleyen ve onları bu duruma düşürenlerin ihmalleri

göz ardı edilmemelidir fakat bu görüntüleri sadece aç kalma endişesi ile de

açıklayamayız. Burada, İslam kültürünün zayıflaması, insanlarımızın vermekten

çok almaya alışmaları ve isteme alışkanlığının yaygınlaşması büyük etkendir.

Çevrenizde bazı insanlar görürsünüz ihtiyaç olsun ya da

olmasın sürekli isterler ve sürekli bir şeyler koparabilir miyiz meramı içinde

olurlar. Onlar ihtiyaçları olan her şeye sahip olsalar da bu tavırlarını

sürdürürler. Çünkü istemek bu insanlar için bir hastalık haline gelmiştir.

İhtiyacı olanın ihtiyacını gidermek için çare araması ve

toplum tarafından desteklenmesi insani bir sorumluluktur. Fakat çok isteyen,

çok gülen çok hızlı hareket eden ve hayatında bir istikrarı olmayan insanların

İslami şahsiyetlerinin eksik olduğunu düşünebiliriz. Zira bu fertler İslam ın

vakarını temsil etmemektedirler. Bir Müslüman İslam ın şiarına karşı riayetkâr

olmalıdır. Ayrıca toplumda bir fert bir yanlış yapıyorsa o toplum o ferdi

öylece kabul etmemeli ve dönüşüme zorlamalıdır. Bilindiği üzere, fertler

aileleri aileler toplumları dönüştürürler.

Büyüklerimiz zor durumda kalmadıkça istemeyi, dert

yanmayı ve halini arz etmeyi doğru bulmamışlardır. O yüzden bizim toplumumuzda

bir kişi halinden şikayetlenmez ve vakarını koruma gayreti içinde olursa takdir

edilir. Bunda bizim farkında olduğumuz ya da olmadığımız pek çok hikmetler olabilir.

Zira sürekli isteme halinde olan bir kişi maddi olarak istediği şeylere sahip

olsa da, değerler hazinesinden bir şeyleri kaybediyor. İsteyen kişi zamanla

verileni göremez hale geliyor ve sürekli bir tatminsizlik hali yaşıyor. İsteme

insanın vakarını zedeliyor ve sözünün geçerliliğini zayıflatıyor. Bu nedende

kişi hangi şartlarda olursa olsun vakarını korumalıdır.