İktidarın bir demokratikleşme paketi hazırladığını

biliyoruz ama içinden neyin çıkacağını tam olarak bilen yok. Sadece, birileri

paketin içeriğine dair belli gazetelere bazı kısa bilgiler aktarıyor. Ancak,

kulaklara fısıldanan bilgiler sınırlı olduğu için paketin üzerinde ciddi bir

tartışma olmuyor. Sadece duyumlara dayanan eleştiriler ya da alkışlar gündeme

geliyor.

Yeni Şafak gazetesinde yer alan ve Dar bölgeyle baraj

kalkıyor başlığı altında verilen haberde Türkiye nin 550 seçim bölgesine

ayrılacağı, buralarda yüzde 50 nin üzerinde oy alan adayın milletvekili

seçileceği belirtiliyor. Bir defa dar bölge sistemi ile yüzde 10 luk Türkiye

barajı kalkıyor olsa da onun yerine yüzde 50 lik bir baraj geliyor demektir.

Aslında tek milletvekilinin seçileceği seçim bölgelerinde seçime giren

adaylardan birisinin yüzde 50 nin üzerinde oy alması çoğu zaman mümkün olmaz.

Çünkü seçimlere ikiden fazla parti ve bunlara ilaveten bağımsız adaylar da

gireceğine göre seçim bölgelerinin büyük bir bölümünde adaylardan birinin yüzde

50 nin üzerinde oy alması mümkün olmayacak, böyle olunca da sanıyorum o bölgede

en çok oyu alan aday milletvekili seçilecektir. Aksi halde yüzde 50 nin

üzerinde oy alma hükmü getirilecek olursa o bölgede ya ilk turda en çok oyu

alan iki aday arasında ikinci tura gidecek ya da dediğim gibi en çok oyu alan

seçilmiş olacaktır. Böyle olunca da Türkiye genelindeki baraj kaldırılırken

seçim bölgelerinde çok daha yüksek oranda bir baraj gündeme gelecektir.

Haberde temsilde adaletin böyle sağlanacağı belirtiliyor

ki, şahsen tek milletvekilinin seçileceği dar bölge sistemi ile temsilde adalet

sağlanamayacağı gibi adaletsizliğin daha da artacağını düşünüyorum. Temsilde

adaleti sağlamanın yolu kanaatimce dar bölge sistemi değil, seçime giren

partilerin aldıkları oy oranında TBMM de temsil edilmelerini sağlayacak bir

sistemdir. Bu sistemin adı çok da önemli değildir. Tabi gerçekten temsilde

adaletin sağlanması isteniyorsa. Yoksa istikrar sağlama adına mevcut

adaletsizlik daha derinleştirilecek, bunun adına da temsil adalet denecekse

samimi bir değerlendirme yapılmış olmaz.

Hemen belirteyim ki, dar bölge sisteminin 25 30

milletvekilinin seçime girdiği bölgelerden daha iyi olacağını düşünüyorum.

Çünkü vatandaş partilerin adaylarını tanıma imkânı bulur. Ancak, tek

milletvekilinin seçileceği bir bölgede seçime 5 parti girmiş ise bunların

yarışında bir adayın yüzde 50 nin üzerine çıkması mümkün olamayacak, en çok oy

alan aday diyelim ki yüzde 40 oyla milletvekili seçilecek. Geriye kalan yüzde

60 oy ne olacak, nerede temsil edilecek Ortaya adı konulmamış bir çoğunluk

sistemi çıkacaktır. Bu sistem 1950 60 arasında uygulandı. Bir seçim bölgesinde

en çok oyu alan parti o bölgedeki tüm milletvekillerini çıkardı. Netice

itibariyle alınan oydan çok farklı bir tablo Meclis e yansıdı. Gerçi tek parti

iktidarı ve dolayısıyla şimdilerde pek revaçta olan yönetimde istikrar sağlandı

ama seçimler demokratik olma özelliğini yitirdi. Şimdi ise dar bölgeli çoğunluk

sistemi gündeme geliyor ki, eskisinden farkı olmayacaktır. Bu bakımdan istikrar

uğruna temsilde adaletten vazgeçilmemelidir. Eğer bir takım gerekçelerle

adaletten vazgeçilirse bilinmelidir ki ülkede toplumsal huzur sağlanamaz. Bunun

yerine seçim sonuçları nasıl olursa olsun istikrarsızlığa yol açmayacak bir

sistemin pakette yer alması daha doğru olur.

Siyasi hayatımızda demokrasinin kökleşmesinde öncelikli

konu partilerin demokratikleştirilmesidir. Bu konuya nedense bir türlü temas

edilmiyor, aday listelerinin belirlenmesinde tabanın iradesi dikkate alınmıyor.

Partilerin aday listelerini tek seçiciler belirliyor, millette hiçbir katkı

olmadan belirlenmiş listelere oy atıyor, buna da demokrasi diyoruz. Gerçekten

demokrasi istiyorsak, genel merkezlere yüzde 10 gibi bir kontenjan ayırıp,

listenin geri kalanını partilerin üyeleri belirlemelidir. Bu iş delegelere

bırakıldığında da bir takım sıkıntılar olduğunu bildiğim için üyeler adayları

belirlemeli diyorum.