İslam, insanı ruh ve bedenden yaratılmış bir varlık olarak tanımlar. Allah, insanı bir sorumluluk üzerine ve bir gayeyle yaratmıştır. İnsanın sorumluluğu yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak hareket etmesi, gayesi ise kulluk vazifesini hakkıyla yerine getirebilmesidir. Her iki durum da insanın imtihanı ile ilgilidir. İmtihan sadece kulun ibadetiyle ilişkili değildir. Kulun sorumluluklarıyla yani hilafet özelliğiyle de imtihanın bir ilişkisi vardır.

İnsanın, bu imtihanda başarılı olabilmek için yaşama gayesinin bilincinde olması gerekir. Bu bilince sahip olabilmek için zihni melekelerinin sürekli zinde olması şart. Bunun için de hayatı okurken sorulara başvurmalıdır. Zaten insan dünya maratonunda koşuya başlarken sorularla yola koyulmuştur. Elest bezminde karşılaştığımız “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusu bize kim olduğumuzu hatırlatıyor. O gün insan fıtratının gereği doğru cevap vermiş olabiliriz ama bir de ahirete irtihal ettikten sonra meleklerin soracakları “Rabbin kim?” sorusu vardır. Bu soru da bizim dünya maratonundan geçtikten sonra ilk cevabımıza ne kadar sadık kaldığımızın göstergesi olacaktır.

İnsan olarak soruların ne kadar önemli olduğunun farkında olmamız gerekiyor. Çünkü imtihan alanımız olan dünyayı anlamamız imtihanda başarılı olabilmemiz için zaruridir. Bu anlama faaliyeti ancak insanın kendine sorduğu sorularla gerçekleşebilir. Anlamak için düşünmek gerekiyor, düşünmek içinse sorularla zihnimizi hareketlendirmek. O yüzden doğru soruları doğru zamanda sorduğumuz zaman hayatımıza vereceğimiz yön daha isabetli olacaktır.

Sorunun hayatımızdaki önemini gündemimize aldıktan sonra, doğru soruların hangisi olabileceği üzerine de konuşmalıyız. “Niçin ve nasıl” soruları öncelikli sorulardır. Doğru soru kadar soruların doğru zamanda sorulması da önemlidir. Bundan dolayı “niçin” sorusu, “nasıl” sorusundan önce sormamız gereken bir sorudur. Çünkü niçin sorusu bizi amaca, nasıl sorusu ise pratiğe götürür.

Kendimize ilk niçin sorusunu sorduğumuzda düşünme şansını elde etmiş oluruz. Bu soruya aranan cevaplar hayatı anlamamızı sağlayacaktır. Niçin sorusuyla zihnini hareketlendirmeyen insan, yaşama gayesini anlayamayacağı için yüklendiği sorumluluğun bilinciyle değil, nefsiyle hareket edecektir. Niçin sorusunu kendine sorduğu halde doğru bir cevap bulamadıysa bu soruya verilmiş hazır cevaplarla yetiniyor demektir.  

Hayatımıza yön veren ikinci önemli sorumuz ise “nasıl” sorusudur. Niçin sorusu hayatımızın ontolojik gayesine bizi götürürken nasıl sorusu ise epistemolojik içeriğini bize verir. Yani nasıl sorusu hayatımızın kalitesini, amellerimizin isabetini bize verir. Niçin sorusunun ete kemiğe bürünmüş hali nasıl sorusuna verilecek cevapta gizlidir. Aslında bir bakıma niçin sorusunun sağlamasıdır.

İstediğimiz sorudan başlayabilir miyiz, sözünü öğrencilik yaşayan herkes bilir. Fakat dünya imtihanında istediğimiz sorudan başlayamayacağımızı bilmeliyiz. Nasıl sorusuna cevap aramak, niçin sorusuna vereceğimiz cevapla anlamını bulacaktır. Çünkü önce nasıl sorusunu sorarsak doğru yanlış, iyi kötü, güzel çirkin farklı cevaplara ulaşabiliriz. Ama biz önce niçin sorusuna doğru cevap verdikten sonra nasıl sorusunu kendimize sorarsak amellerimizde iyiyi, güzeli ve doğru olanı tercih etme fırsatını yakalarız.