Bölgede tansiyonun zaten en üst seviyede olduğu ekim ayında, vicdanları yaralayan bir açıklama krizin fitilini yeniden ateşledi. Filistin topraklarını işgal eden radikal unsurlara destek veren Haşimi Hahamı Dov Lior, yazılı bir açıklamayla halkın tarlasındaki emeğe göz dikilmesini meşrulaştırmaya çalıştı. Hasat döneminin açılmasıyla birlikte artan saldırılara ideolojik kılıf uyduran Lior'un sözleri, uluslararası kamuoyunda da tepki topladı.

Açıklamasında skandal iddialarını Yahudi hukukuna dayandıran Lior, Filistin topraklarındaki zeytinlerin aslında İsraillilere ait olduğunu iddia etti. Ağaçların yıllardır o toprakların sahibi ve ve diken Filistinliler tarafından yetiştirilmiş olmasını hiçe sayan haham, "Toprak bizimse mahsul de bizimdir" mantığıyla hareket edilmesini istedi.

Fetvasında, gasbedilen arazilerde zeytin toplamanın mülkiyetin tescili anlamına geleceğini öne süren Lior, sinsi bir mantıkla soygunu teşvik etti. Kaçak yerleşim yerlerinin çevresindeki güvenlik risklerinin bu şekilde giderileceğini iddia eden Lior, yerleşimlere uzak bölgelerdeki mahsullerin bile İsrailliler tarafından toplanması gerektiğini savundu.

Hasat mevsimi kan ve baskıyla geçiyor

Filistinliler için sadece bir gıda veya ekonomik gelir kapısı değil, aynı zamanda yüzyıllık kültürel kimliğin ve direnişin en temel parçası olan zeytin hasadı, bu yıl adeta bir kabusa dönüştü. Ekim ayı boyunca süren çalışmalarda, bölgedeki radikal yerleşimciler tarlalara akın ederek Filistinlilerin arazilerine girmesini engelliyor.

Mahsullerini toplamak isteyen köylüler ve onlara destek olmak için dünyanın dört bir yanından gelen vicdan sahibi aktivistler, her gün fiziksel saldırıların hedefi oluyor. İşgal ordusunun da bu süreçte saldırganlara açık destek vererek halkın kendi tarlasına ulaşmasını bariyerlerle engellemesi, trajedinin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kaynak: Haber Merkezi