Bir süredir Sarkozy merkezli bakıyoruz. Nedeni, İsrail ile olan ilişkileri, Şimon Peres in onun hakkındaki düşünceleri ve bize yansıyanları. Tabiîdir ki, bize yansıyanlar çok da belirgin değil. Üstelik, satır aralarından çıkarmaya çalıştıklarımızla yetiniyoruz. Biliyoruz ki bunlar da yeterli olmuyor. Bir kazı yapıyoruz âdeta, bir cümleden, bir bakıştan, bir imlemeden bir şeyler çıkarmaya bakıyoruz.

Şimon Peres son zamanlarda Türkiye üzerinden İsrail ve Siyonizm adına önemli adımlar attı. Önceki dönemlere göre daha farklı bir üslupla sürdürüyor. İnceden inceye terör ve baskı ile yoluna devam ederken, bir yandan da diplomasiye ağırlık vermişlerdir.

Türkiye, bu süreçte küçük hesaplar ile bir oyalanma içinde. Onlar ise büyük adımlar atıyorlar. Çok kısa zamanda büyük işler başardılar.

Sarkozy nin İsrail ziyaretinde iki şey dikkatimizi çekiyor. Bunlardan biri Sarkozy nin eşi Carla nın ön plana çıkması veya çıkarılması. Bu nedensiz değil. Biliyorsunuz Carla, Sarkozy, Şimon Peres, Yahudilik merkezli konuları fazlasıyla irdeledik. Bunu hak ediyor.

Carla nın Paris teki Yahudilerle geçmişten gelen ilişkileri su yüzüne çıktı. Onun etrafında oluşturulan bir daire var. Sarkozy nin ise Fransa politikasına aykırı hamleleri de bir ilginçlik oluşturuyor. Bunlardan biri de giderek İsrail ve Yahudiler lehine önemli hamleler içinde bulunması. Papalığa yakınlaşması bir ilk adımdı. Doğrusu Katoliklik ile Yahudilik arasında yeni ilişkiler düzlemi oluşuyor. Ortodoksların Yahudi düşmanlığını anımsarsak. Ben bunu Dostoyevski nin tutumundan anlıyor ve çıkarıyorum. Bu, spesifik bir konu olmasa gerek. Ortodoks dünyadan Yahudilere yapılanların da bir nedeni olmalı. Rusya dan sürgün edilişleri örneğin.

Sarkozy İsrail de kaldığı süre içinde önemli demeçler verdi. Bilinmeyen gizli ve iç bilgilerden ne yazık ki yoksunuz. Bunların sonuçları ileride ortaya çıkacak, bunu biliyoruz en azından. Bunlardan en önemlisi şudur:  "Nükleer İran kabul edilemez. İsrail i yok etmek isteyen herkes karşısında Fransa yı bulacaktır. İsrail yalnız olmadığını bilmelidir." [24 Haziran 2008 Salı. Hürriyet gazetesi.] Burada ilginç bir tablo çıkıyor ortaya. İsrail in oluşumunda İngilizlerin ve Amerikalıların büyük rolü var. Fransızlar dışarıda kalmamak için dengeli politikaları tercih ettiler. Bu sefer ortaya çıkan tabloda Fransa nın ileri bir adım attığı. Fransız Masonluğu Fransız Devriminde eksik kalan yerleri mi tamamlıyor düşüncesi ortaya çıktı. Fransa iyiden iyiye İngiliz-Amerikan-İsrail düzlemine sıkışmak, araya girmek istiyor. İsrail in hamilik düşüncesi bir yana atılamaz.

Şu da bir gerçek ki, kimi namuslu insanların ortaya attığı düşünceler bir gerçeği ortaya çıkarıyor. Var olduğu bilindiği halde İsrail deki Atom bombaları konusu. Eski Amerikan Devlet başkanının İsrail in bombalarını gündeme getirmesi Şimon Peres i hem rahatsız etti, hem de tedirgin etti. Üstelik İran ın bir tehlike oluşturduğu düşüncesinin ileri sürüldüğü bir zamanda. İsrail in iyiden iyiye İran ı vurmaya ve bahaneler oluşturmaya ve üretmeye niyetlendiği bir zamanda. Sürekli tırmandırılan bir süreç var. Gerilime adım adım gidiliyor. Bir yandan da diplomasi ile bazı durumların önüne geçiliyor. Beşar Esat ın Fransa ya, Şimon Peres ile aynı masaya oturtulma düşüncesinin kuvvet kazandığı bir zamanda. Türkiye ye AB şerbetinin küçük bir damlası gösterilerek. Bir de Türkiye de Cehepe eliyle gerilim oluşturularak veya bürokrasi kullanılarak, bir kurtuluş olsun diye AB nin kör ve karanlık kuyusuna atılmaya zorlanarak. Alınılmayacağı bilinerek, bile bile orada tutularak.

Sarkozy nin İsrail ziyaretinin bir anlamı da budur.

İran ile AB ye ait kimi ülkeler ile olan ilişkilerini dikkate alırsak böyle bir durumun oluşması bir rastlantı olmasa gerek. Irak ın vurulmasının ve işgalinin hâlâ izah edilemediği bir zamanda İran üzerine kurulan paranoya hangi boyutlarda seyredecek merak ediyoruz. Türkiye bu oyunda hangi küçük rollerle avutulacak, onu da

İsrail kaç yıllık bir devlet, hangi yıl kuruldu. Dünya tarihinde bu nevzuhur oluşun bu kadar koruma altına alınmasının hikmeti ne olsa gerek Niçin bu kadar sahipleniliyor. Biliyorsunuz  ki AB ülkeleri sınırları içinde Yahudiler aleyhine yazılamaz. Bu bir suç unsurudur. Onların bir dokunulmazlığı var. İslâm Türkiye de, evin bir sahibi olarak yasaklandığı veya yasaklanılmaya çalışıldığı halde AB sınırları içinde nasıl yaşanacak bunu merak ediyorum.