İsrail emperyalizm eliyle Filistin’e konuşlandırıldıktan

sonra Orta Doğu’nun, hatta dünyanın dengesi bozuldu. Bu, özellikle Abede ile

İngiltere korumasında bugüne değin geldi. İsrail’in pervasızlığı, Abede’nin

bölgede kimi dönemlerde itibar yitirmesi yeni taktiklerin oluşumuna neden oldu.

İsrail Filistinlilere vurdukça, ya da Filistinlilerin topraklarını işgal

ettikçe, insanları acımasız öldürdükçe bütün oklar Abede’ye yöneliyor. Son

Gazze kuşatması ve soykırımı bunu daha çok gösterdi.

Türkiye bölgede tarihi bir sorumluluk taşıyor. Filistin

kendi toprakları. Yüzyıllarca birliktelikleri huzurla geçti. Bölgede sadece

Filistinli Müslümanlar değil, Yahudiler, Hıristiyanlar da huzur içinde

yaşıyorlardı.

Türkiye’deki yöneticiler zaman zaman Filistin lehine

çıkışlar yaptılar. Erbakan Hoca siyasal hayata adım attığı ilk günden beri

keskin bir tavır takındı. Filistin’e sahip çıktı. Darbelerin bir kısmı İsrail’e

karşı takınılan tavırdan kaynaklanıyor. Buna MSP’nin Konya mitingini

gösterebiliriz. D- 8 oluşumu da bir başka darbe konusudur. Müslümanların

birliğine giden her adım engelleniyor.

Demirel, masonik bir ruh taşıdığından İsrail konusunda

hiçbir zaman Filistin Müslümanları lehine bir tutum içinde olmadı. O, sürekli

olarak İsrail’den yana oldu. RP güçlü çıktığı bir seçimden sonra, dönemin

İsrail Cumhurbaşkanı Veizman verdiği demeçte, bizim dostumuz Süleyman Demirel

Erbakan’a başbakanlık vermeyecek demişti.

Ecevit, bir ara “İsrail Filistin’de soykırım işliyor” dediği

için başına gelmedik kalmadı. Söylediklerine pişman oldu, sözünü geri almaya

çalıştı, fakat bu, kabul görmedi. Başına gelenler biliniyor. Partisi darmadağın

edildi ortada bırakıldı.

Milli Görüş geleneğinden gelen günümüz iktidarının Sayın

Başbakanının Davos’taki “One minitue” çıkışı uzun süredir gündemde. Türkiye ile

İsrail arasında görünürde sıkı bir gerilim var. Konya’da İsrail’in de dâhil

olduğu tatbikatlar yapılmıyor artık. İsrail başka ülkelere yöneldi.

Türkiye İsrail gerilimine Abede el koydu. Yakın zamanda bu

gerilimin bir an önce bitirilmesi konusunda Türkiye’ye baskı yapılageliyor.

Suriye olaylarından sonra Türkiye sınırlarına patroitlerin

konuşlanmasına paralel yeni gelişmeler olmaya başladı. İsrail bugüne kadar NATO

üyesi değil. Daha önce Türkiye’nin oluruyla kimi uluslararası kuruluşlara

Türkiye’nin oluruyla üye yapıldı. Şimdi de Türkiye üzerindeki baskılar etkisini

gösterdi, NATO’ya üye yapılmasına razı oldu. Aslında en ilginç noktalardan

biridir bu.

Dışişlerinden yapılan açıklamalardan anladığımız kadarıyla

Türkiye gevşemiş.

Bundan sonraki gelişmeler daha çarpıcı olacak.

Filistinliler bundan böyle asla kendilerini

savunamayacaklar. Çünkü karşısında NATO’yu bulacak. Türkiye de bu süreçte

NATO’ya olan bağımlılığından ötürü Filistinlilerin yanında yer alamayacak.

İsrailliler bundan böyle her türlü pervasızlığı yapmaya hak

kazanacak. Kudüs’ün işgali, Filistin halkına ait mülklere el koymaya devam,

yeni yerleşim alanları açma hakkına doğal olarak sahip olacak.

Türkiye’nin paradoksu burada. Bir yandan Filistin’e sahip

çıkacak, bir yandan da İsrail’e soluk aldıracak girişimlerden geri kalmıyor.

Bunu anlamak oldukça güç. Türkiye kendi elleriyle kendini de bağlamış oluyor.

İsrail bundan böyle alanları daha da açabilecek. Suriye’nin

bir bölümüne el koymak, sınırlarını daha da genişletmek. Çünkü, İsrail ne yapsa

yanına kalıyor ve hiçbir ulus, hiçbir güç buna engel olmuyor, olamıyor.

Bu gelişmelerden sonra İsrail istediği zaman İran’a karşı

saldırıya geçebilir. Türkiye de buna karşı direnemez. Durum ortada.

Türkiye kendi kendini açmazlar yumağına itiyor ne yazık ki